Yedi yıl önce dönemin Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Selçuk Aldemir’in vatandaş gibi giderek yaptığı habersiz denetim, Ordu Tıkla Facebook sayfasında yeniden gündeme geldi. Paylaşımın altındaki yorumların büyük bölümünde aynı beklenti dikkat çekti: Makamında oturan değil; sahaya inen, soran, sorgulayan ve kamu hizmetini vatandaşın gözünden gören yönetici…
Bazen yıllar önce yaşanmış bir olay yeniden gündeme gelir ve aldığı tepkiler, olayın kendisinden çok daha fazlasını anlatır.
Ordu Tıkla isimli Facebook sayfasında geçtiğimiz günlerde yeniden paylaşılan bir olay da tam olarak böyle oldu.
Paylaşımda, dönemin Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Selçuk Aldemir’in vatandaşlardan gelen şikâyetler üzerine Kuşadası’ndaki üniversiteye bağlı diş polikliniğine hasta gibi gittiği anlatılıyordu.
Önce şunun altını özellikle çizelim:
Olay yeni değil. 2019 yılında yaşandı.
Ama olayın özü gerçek.
Dönemin haberlerine göre Aldemir, ADÜ Diş Hekimliği Fakültesi’ne bağlı Kuşadası International Dent Care Diş Polikliniği hakkında gelen “hasta bakılmıyor” şikâyetlerinin ardından kıyafet değiştirip şapka takarak polikliniğe gitti. Kendisini tanıtmadı. Vatandaş gibi hizmet almaya çalıştı.
Karşılaştığı tablo ise dikkat çekiciydi.
Görevliler kendisine doktor bulunmadığını, muayene yapılamayacağını ve başka bir hastaneye gitmesini söyledi. Aldemir daha sonra yaptığı açıklamada çalışanların davranışlarını “laubali” bulduğunu, üç katlı binada klimaların çalıştığını, bunun israf olduğunu ve hastalara saygısızlık yapıldığı kanaatine vardığını belirterek polikliniği kapattıklarını açıkladı.
Burada sosyal medyada bugün dolaşan metinlerde Aldemir’e atfedilen bazı sert ifadeleri özellikle kullanmıyoruz. Çünkü olay gerçek olsa da sonradan eklenmiş görünen her cümleyi gerçekmiş gibi Aldemir’e söyletemeyiz.
Bugün ise ADÜ’nün rektörlük koltuğunda Aldemir değil, Prof. Dr. Bülent Kent bulunuyor.
Yani burada bugünkü ADÜ yönetimiyle ilgili bir olaydan söz etmiyoruz.
Peki yedi yıl önce yaşanan bir olay neden bugün yeniden bu kadar ilgi görüyor?
Asıl üzerinde durulması gereken nokta belki de tam burası.
Ordu Tıkla’nın paylaşımının altındaki yorumlara baktığınızda vatandaşların büyük bölümünün Aldemir’in yaptığı denetimi desteklediği görülüyor.
“Bu uygulama yaygınlaşarak devam etsin”, “Yetkililer hastalara nasıl davranıldığını kendi gözleriyle görsün”, “Böyle idarecilerin sayısı çoğalsın”, “Hangi kurum olursa olsun bu tür denetimler yapılsın” diyenler var.
Bir başka vatandaş ise meseleyi şu sözlerle özetliyor:
“Bu ülke böyle birkaç bürokratla olmaz, genelinin zaman zaman sahaya inip acı gerçeği görmesi gerekir.”
Elbette farklı düşünenler de var.
Bir vatandaş, polikliniğin kapatılmasının ardından asıl problemin çözülüp çözülmediğini sorgulayarak, “Vatandaş doktor bulabilmiş mi? Asıl soruna çözüm üretilmiş mi?” diye soruyor.
Bu da üzerinde durulması gereken haklı bir soru.
Ancak yorumların genelinde ortaya çıkan tablo başka bir şeyi gösteriyor:
Vatandaş yalnızca eski bir rektörü alkışlamıyor.
Nasıl bir yönetici görmek istediğini tarif ediyor.
Üstelik bu beklenti yeni de değil.
Türkiye’de makamından çıkıp vatandaşın arasına karışan, sorunları yerinde görmeye çalışan yöneticiler denildiğinde hafızalarda yer eden isimlerin başında merhum Vali Recep Yazıcıoğlu geliyor.
Yazıcıoğlu hakkında yıllardır anlatılan örneklerden biri de Aydın Valiliği döneminde Nazilli SSK Hastanesi’yle ilgili aldığı bir şikâyetin ardından tebdili kıyafetle hastaneye gittiği yönündeki anlatıdır. Tokat Valiliği döneminde de vatandaşın arasına karışarak habersiz denetimler yaptığına ilişkin çok sayıda anlatım bulunuyor.
Belki de Yazıcıoğlu’nun yıllar sonra bile hatırlanmasının nedenlerinden biri buydu.
Sorunun kendisine gelmesini beklemek yerine, zaman zaman sorunun olduğu yere gitmek…
Aradan yıllar geçti.
İsimler değişti.
Görevler değişti.
Ama geçtiğimiz günlerde bu kez Kırklareli’nden benzer bir görüntü geldi.
Kırklareli Vali Yardımcısı Dr. Hasan Tanrıseven, 23 Ağustos gecesi rahatsızlanınca Kırklareli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi’ne gitti.
Ama “Ben vali yardımcısıyım” demedi.
Kendisini tanıtmadan vatandaşlarla birlikte sıraya girdi.
Muayene için bekledi.
Yaklaşık iki saat hastanede kaldı.
Bu süre içerisinde hastaları, hasta yakınlarını ve çalışanların davranışlarını gözlemledi. Ardından gözlemlerini çalışma arkadaşlarıyla değerlendireceklerini açıkladı.
Tanrıseven paylaşımını Şeyh Edebali’nin o bilinen sözüyle tamamladı:
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.”
Şimdi düşünelim…
Bir hastaneye, belediyeye, üniversiteye ya da herhangi bir kamu kurumuna önceden haber vererek denetime giderseniz ne olur?
Hazırlık yapılır.
Eksikler toparlanır.
Personel yerini alır.
Masalar düzenlenir.
Müdür kapıda bekler.
Çay hazırlanır.
Sonra yönetici gelir, kurumu gezer ve gider.
Peki gördüğü gerçekten vatandaşın her gün karşılaştığı kurum mudur?
Yoksa kendisi için hazırlanmış kurum mudur?
Mesele tam da burada.
Recep Yazıcıoğlu…
Prof. Dr. Osman Selçuk Aldemir…
Dr. Hasan Tanrıseven…
Üç farklı dönem.
Üç farklı görev.
Ama toplumun alkışladığı davranış aynı:
Makamdan çıkmak.
Sahaya inmek.
Sormak.
Sorgulamak.
Vatandaşın karşılaştığı kamu hizmetini onun bulunduğu yerden görmek.
Üstelik bunun yalnızca hastanelerde yapılması gerekmiyor.
Belediyelerde…
Üniversitelerde…
Kaymakamlıklarda…
Kamu kuruluşlarında…
Devletin vatandaşa hizmet verdiği her yerde.
Çünkü vatandaş artık yalnızca kendisine anlatılanı dinleyen değil, gidip kendi gözleriyle gören yöneticiler istiyor.
Yanlış gördüğünde soran…
Eksik gördüğünde hesabını isteyen…
Kamu kaynağı harcanıyorsa bunun karşılığında gerçekten hizmet üretilip üretilmediğini sorgulayan…
Ve en önemlisi, bunu yaparken vatandaşla arasına makam duvarı örmeyen yöneticiler görmek istiyor.
Belki de bugün asıl üzerinde düşünmemiz gereken şudur:
Yedi yıl önce bir rektörün yaptığı denetim bugün yeniden paylaşıldığında neden hâlâ alkışlanıyor?
Bir vali yardımcısının vatandaş gibi hastanede sıra beklemesi neden ülke çapında haber oluyor?
Recep Yazıcıoğlu’nun yönetim anlayışı neden aradan geçen bunca yıla rağmen hâlâ hatırlanıyor?
Cevabı çok uzaklarda aramaya gerek yok.
Toplum böyle yöneticilere hasret.
Hatta belki mesele bundan da ağır:
Olması gereken artık o kadar sıra dışı hale geliyor ki, bir yönetici makamından çıkıp vatandaşın arasına karıştığında bile insanlar bunu alkışlanacak bir olay olarak görüyor.
Asıl mesele: Vatandaş, makamında oturan değil; sahaya inen, gören, sorgulayan ve sorun gördüğünde gereğini yapan yöneticiler istiyor.
Haber: Dedektif Gazeteci Ali ERTURAN


