Ana Sayfa Arama Galeri Video
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya

MALA ANLATIR GİBİ Mİ ANLATALIM?

Son günlerde yazdığımız bazı haber ve yazıların altındaki yorumlara bakıyorum.

Son günlerde yazdığımız bazı haber ve yazıların altındaki yorumlara bakıyorum. İnsan ister istemez soruyor:

Yazılar gerçekten okunuyor mu?

Yoksa başlık okunuyor, isim görülüyor ve herkes kendi siyasi penceresinden kafasına göre bir sonuç mu çıkarıyor?

Bir belediye başkan yardımcısını bugün takdir edip yarın eleştirmek çelişki değil, gazeteciliğin ta kendisidir…

Bir belediye başkan yardımcısının yaptığı güzel bir çalışmayı yazıyoruz:

“Sen bunu mu parlatıyorsun?”

Aynı kişiyi başka bir konuda eleştiriyoruz:

“Niye eleştiriyorsun?”

Belediye başkanını eleştiriyoruz:

“Sen şu partilisin.”

Başka bir siyasi yapıyı eleştiriyoruz:

“Yok, sen bunların adamısın.”

Yahu arkadaş!

Gazeteci illa birilerinin adamı olmak zorunda mı?

Bizim A partisiyle de B partisiyle de C partisiyle de siyasi bir bağımız yok.

Yanlış varsa yazarız.

Doğru varsa hakkını teslim ederiz.

Güzel bir iş yapılıyorsa “güzel”, yanlış yapılıyorsa “yanlış” deriz.

Bunun adı taraf olmak değil.

Bunun adı gazetecilik.

Gelelim Hüsnü Sarı meselesine…

Geçtiğimiz günlerde Ortaca Belediye Başkan Yardımcısı Hüsnü Sarı’nın yol çalışmalarındaki faaliyetlerini yazdık. Ortaca’nın farklı mahallelerinde devam eden çalışmaları takip ediyoruz ve yapılan hizmeti kamuoyuna aktarıyoruz.

Ne yapalım?

Sırf yarın başka bir konuda kendisini eleştirebiliriz diye bugün yaptığı doğru işi görmezden mi gelelim?

Hayır.

İyi yapılan işi de yazacağız, yanlış yapılan işi de.

Nitekim aynı Hüsnü Sarı’yı başka bir konuda eleştirdik.

Bunda çelişki nerede?

Biz kişilere göre değil, yapılan işe göre yazıyoruz.

Bugün doğru yapanı bugün takdir ederiz. Yarın yanlış yaparsa yarın eleştiririz.

Bu kadar basit.

Gelelim DALBEL meselesine…

DALBEL’i eleştirdik ve cevaplanmayan sorular olduğu sürece eleştirmeye de devam edeceğiz.

DALBEL Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim İlhan, şirketi 43 milyon TL borçla devraldığını söyledi.

Biz de sorduk:

43 milyon TL’lik borç nasıl oluştu?

Hangi dönemde oluştu?

Hangi kalemlerden meydana geldi?

İlhan’dan önce Yönetim Kurulu Başkanlığı görevinde Ortaca Belediye Başkanı Evren Tezcan bulunuyordu. Dolayısıyla bu soruların cevaplandırılması gerekiyor.

Bu soruların arkasındayız.

Ama yarın DALBEL kamu yararına güzel bir iş yaparsa onu da yazacağız.

Ne yapalım yani?

“DALBEL’i dün eleştirdik, bugün yaptığı güzel işi yazarsak yanlış anlaşılırız” deyip yapılan hizmeti görmezden mi gelelim?

Bizim işimiz bir kişiyi veya kurumu sabahtan akşama kadar dövmek değil.

Bizim işimiz yapılanı yazmak.

Peki her şeyi mala anlatır gibi mi anlatalım?

Her yazının başına;

“Bakın, burada bu kişiyi övmüyorum…”

“Burada şu kurumu savunmuyorum…”

“Burada şu partiye yakın değilim…”

“Yanlış anlamayın, dün eleştirmiştik ama bugün yaptığı iş doğru…”

diye tek tek açıklama mı koyalım?

Olmaz.

Okuyucu yazıyı okuyacak, ne anlatıldığını anlayacak, ondan sonra eleştirecek.

Yapıcı eleştiriye sonuna kadar açığız.

Yanlış bilgi varsa düzeltin.

Belgeniz varsa ortaya koyun.

İtirazınız varsa gerekçesiyle anlatın.

Ama yazıyı okumadan, yalnızca başlığa veya içindeki bir isme bakıp “Sen bunun adamısın”, “Şunu parlatıyorsun”, “Bunun tetikçisisin” diye hüküm vermek eleştiri değildir.

Onun adı peşin hükümdür.

Hatta açık söyleyelim:

Yazıyı okumaya zahmet etmeyen, okuduğunu da anlamadan hüküm veren kusura bakmasın; önce okusun, sonra yorum yapsın. Her yazının altına ayrıca kullanma kılavuzu koyacak değiliz.

Mesele menfaatinize göre değil, gerçeğe göre okuyabilmek.

Belediyeyi eleştiriyorsunuz, belediyeyle bağlantısı olan biri rahatsız oluyor.

Başka bir kurumu eleştiriyorsunuz, o kurumla ilişkisi bulunan biri tepki gösteriyor.

Ertesi gün aynı kurumun yaptığı doğru bir işi yazıyorsunuz, bu defa karşı taraftan ses yükseliyor.

Peki biz ne yapacağız?

Herkesin hoşuna gidecek haber mi yazacağız?

Öyle gazetecilik olmaz.

Gazetecinin görevi herkesi memnun etmek değildir.

Bizim ölçümüz kişi değil, yapılan iştir.

Bir belediye başkanını bir konuda eleştirmemiz yaptığı her şeyin yanlış olduğu anlamına gelmez.

Bir başkan yardımcısının yaptığı hizmeti takdir etmemiz de yaptığı her şeyi doğru bulduğumuz anlamına gelmez.

Bir siyasi partinin yanlışını yazmamız, karşı partinin taraftarı olduğumuz anlamına hiç gelmez.

Bizim herhangi bir siyasi partiyle üyelik veya siyasi bağ ilişkimiz yok.

Genel başkanı da bizim için aynıdır, il başkanı da, ilçe başkanı da, belediye başkanı da, başkan yardımcısı da.

Yanlış kimden gelirse gelsin yanlış deriz.

Doğru kimden gelirse gelsin doğru deriz.

DALBEL konusunda sorduğumuz soruların arkasındayız.

Hüsnü Sarı’nın yaptığı doğru çalışmaları yazmamızın da arkasındayız.

Aynı Hüsnü Sarı’yı yanlış gördüğümüz bir konuda eleştirmemizin de arkasındayız.

Yarın Evren Tezcan doğru bir iş yaparsa onu da yazarız. Yanlış yaparsa onu da yazarız.

İbrahim İlhan için de aynı.

Başkası için de.

Çünkü bizim için mesele kimin yaptığı değil, ne yaptığıdır.

O yüzden bir yazıyı eleştirmeden önce okuyun.

Okuduğunuzu anlayın.

Yanlışımız varsa gösterin.

Belgeniz varsa koyun önümüze.

Biz de gereğini yapalım.

Ama kendi siyasi veya kişisel bakış açınızdan hareketle bizi bir yerlere yamamaya çalışmayın.

Gazetecinin yeri bir siyasi partinin yanı değildir.

Bizim tarafımız belli:

Doğru kimden gelirse gelsin doğru diyeceğiz.

Yanlış kimden gelirse gelsin yanlış diyeceğiz.

Gerisi, kimin ne görmek istediğine kalmış.

Makale: Dedektif Gazeteci Ali ERTURAN