Bir gün değil, her gün sahada
Ortaca’da bazı kapılar vardır… Sessizdir. Çalınmazsa kimse bilmez içeride ne yaşandığını. Ama o kapılar, çoğu zaman hiç beklenmedik bir anda çalınır. Ve o kapının ardında sadece bir insan değil, bir umut belirir. O umudun adı, ilçe protokol listelerinde Türk Kızılayı Ortaca Şube Başkanı olarak geçen Ayşe Çapar’dır.
Ama Ortaca onu bu unvanla tanımaz. Bu şehirde onun adı çok daha sade, çok daha samimidir:
“Ayşe Abla.”

Çünkü bu hikâye bir görev tanımının çok ötesinde başlar.
Bir gün değil… Her gün.
Bir çocuğun gözlerindeki eksikliği fark etmekle başlar bazen. Bir başka gün, kapısını açamayan yaşlı birinin sessizliğiyle. Kimi zaman yangın sonrası geriye kalan boşlukta, kimi zaman bir hastane odasında sıkışmış yalnızlıkta. Ortaca’da ihtiyaç nerede ortaya çıkarsa çıksın, Ayşe Abla ve beraberindeki ekip oraya ulaşan ilk isimlerden biri olur.
Bu bir plan değil.
Bu bir mesai saati hiç değil.
Bu, alışkanlık haline gelmiş bir vicdandır.

Gün içinde dağıtılan bir gıda kolisi, dışarıdan bakıldığında basit bir yardım gibi görünebilir. Ama o koli, çoğu zaman bir ailenin birkaç günlük nefesidir. Çocuklara uzatılan küçük bir hediye, aslında onların unutulmadığını hatırlatan büyük bir dokunuştur. Yapılan bir hasta ziyareti ise sadece bir ziyaret değil, “yalnız değilsin” demenin en sessiz yoludur.

Ayşe Çapar’ın yürüttüğü çalışmalar yalnızca resmi ziyaretlerden ibaret değil. Zaman zaman kamu kurumlarıyla bir araya gelerek koordinasyon sağlıyor, zaman zaman sahada birebir temasla ihtiyaçları yerinde tespit ediyor.
Ama onu farklı kılan, bu temasın hiçbir zaman “resmi” kalmaması.
Çünkü bazı insanlar yardım götürür…
Bazıları ise insanlık götürür.

Ortaca’da çocukların yüzünde beliren gülümseme, yaşlıların ettiği dua ve ihtiyaç sahiplerinin gözlerindeki o kısa süreli rahatlama… Hepsi aynı noktada birleşir: Birilerinin onları gördüğünü bilmek.
Ve belki de bu yüzden bu şehirde Ayşe Çapar bir isimden çok daha fazlasıdır.
O, bir sistem değildir.
Bir kurum da değildir.
O, insanların zor zamanlarında aklına gelen ilk kapıdır.

Her gün aynı sokaklarda yürünür belki… Ama herkes aynı şeyleri görmez. Kimileri sadece geçer gider. Kimileri ise durur, bakar ve anlar.
Ayşe Abla’nın farkı tam da burada başlar.
Ortaca’da hayat normal akışında devam ederken, bir köşede mutlaka bir ihtiyaç doğar. Ve o ihtiyaç çoğu zaman sessizdir. İşte o sessizliğe kulak verenler, bu şehrin gerçek yükünü taşıyanlardır.

Ayşe Abla da onlardan biri değil…
Belki de en görünür olanıdır.
Çünkü bazı insanlar vardır;
Görev için değil, gerçekten gerektiği için oradadır.
Ve bu yüzden Ortaca’da yardım bazen bir kurumdan değil…
Bir abladan gelir…
Haber : Dedektif Gazeteci


