Türkiye’nin dört bir yanındaki marketlerde son tüketim tarihi dolan gıda ürünleri satıştan çekiliyor ve bunların bir bölümü gıda atığına dönüşebiliyor. Elbette son tüketim tarihi geçmiş ürünlerin satılmasını ya da tüketilmesini savunmuyorum. Tam tersine sorum şu: O ürünlerin ekonomik değerini tamamen kaybetmesi neden son ana kadar beklensin? Hem vatandaşın bütçesine katkı sağlayacak hem marketlerin kaybını azaltacak hem de milli servetin israfının önüne geçmeye yardımcı olabilecek son derece basit bir formül var. Gelin, bu sistemi birlikte tartışalım…
Türkiye’de market raflarında her gün binlerce gıda ürünü tüketiciyle buluşuyor. Et, süt, yoğurt, peynir, tavuk, tereyağı ve daha niceleri…
Peki son tüketim tarihi yaklaşan ve normal fiyatıyla satılamayan ürünler için neden daha yaygın ve sistemli bir uygulama ile tüketiciyle buluşturulmuyor.
Tartıştığımız konu çok açık:
Son tüketim tarihine henüz iki ya da üç gün bulunan, uygun koşullarda muhafaza edilmiş ve yasal olarak satışta olan bir ürün neden son ana kadar normal fiyatıyla rafta beklesin?
Neden zincir marketlerde herkesin kolaylıkla görebileceği ayrı bir “Son Tüketim Tarihi Yaklaşan Ürünler” reyonu oluşturulmuyor.
Örneğin son tüketim tarihine üç gün kalan ürün belirli oranda, iki gün kalan ürün daha yüksek oranda, son güne kalan ürün ise marketin belirleyeceği daha yüksek bir indirimle tüketiciye sunulabilir.
İndirim oranının yüzde 30, yüzde 50 ya da başka bir oran olması tartışmanın özü değil. Bunu ürünün niteliğine, kalan süreye, stok miktarına ve ticari şartlara göre işletmeler belirleyebilir.
Asıl mesele, tüketilmeye uygun durumdaki gıdanın ekonomik değerini tamamen kaybetmeden tüketiciye ulaştırılmasıdır.
Üstelik bundan herkes kazanabilir.
Vatandaş aynı ürünü daha uygun fiyata satın alır. Market, tamamen kayba dönüşebilecek üründen gelir elde eder. Üreticinin emeği, nakliye gideri, ambalajı, enerjisi ve o ürün için kullanılan doğal kaynaklar boşa gitmez.
Çünkü çöpe giden bir litre süt yalnızca bir litre sütten ibaret değildir.
O sütün arkasında hayvanın yemi, su, elektrik, üreticinin emeği, fabrikanın enerjisi, ambalaj, soğuk zincir ve kilometrelerce süren nakliye vardır.
Aynı durum bir paket peynir, bir koli yoğurt veya bir paket et için de geçerlidir.
Çöpe attığımız aslında yalnızca ürünü değil, o ürünü meydana getirmek için harcanan kaynağı da çöpe atmaktır.
Rakamlar meselenin boyutunu zaten ortaya koyuyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yayımladığı verilere göre Türkiye’de kişi başına yılda 93 kilogram yiyecek çöpe atılıyor. Bakanlık, gıda israfının tarladan tedarik zincirine, satış noktalarından evlere ve sofralara kadar uzanan geniş bir süreçte meydana geldiğine dikkat çekiyor. Tarım ve Orman Bakanlığı
Sorun yalnızca Türkiye’nin de değil.
Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) Gıda İsrafı Endeksi 2024 Raporu’na göre 2022 yılında dünya genelinde 1,05 milyar ton gıda israf edildi. Bu miktar perakende, gıda hizmetleri ve hanelerde tüketiciye sunulan gıdanın yaklaşık yüzde 19’una karşılık geliyor. WeDocs
O zaman şu soruyu sormak gerekiyor:
Tüketilmeye hâlâ uygun olan bir ürün için neden çöpe gitmeden önce ikinci bir satış şansı oluşturmayalım?
Üstelik sistem son derece şeffaf kurulabilir.
Ürünün son tüketim tarihi tüketicinin görebileceği şekilde belirtilir. İndirimli fiyat açıkça yazılır. Muhafaza ve soğuk zincir şartlarından kesinlikle taviz verilmez. Son tüketim tarihi dolduğu anda ürün satıştan kaldırılır.
Ticaret Bakanlığı’nın 1 Ağustos 2026 itibarıyla yürürlüğe giren düzenlemesi de indirimli satışlarda tüketicinin doğru bilgilendirilmesine yönelik yeni kurallar getirdi. İndirimli satış reklamlarında genel kural olarak indirimin başlangıcından önceki son 10 gün içinde uygulanan en düşük fiyat esas alınıyor. Meyve ve sebze gibi çabuk bozulabilen mallarda ise farklı bir fiyatlandırma kuralı uygulanıyor. https://ticaret.gov.tr
Dolayısıyla yapılacak şey tüketiciyi yanıltan bir kampanya değil; tam tersine açık, denetlenebilir ve gıda israfını azaltmayı amaçlayan bir sistem olabilir.
Elbette her gıda aynı değildir. Ürünün niteliği ve saklama koşulları dikkate alınmalı; gıda güvenliği hiçbir şekilde ikinci plana itilmemelidir.
Ancak bütün bunlar yapılırken son tüketim tarihi yaklaşan ürünlerin önceden belirlenmesi ve indirimli olarak tüketiciye sunulması neden daha yaygın hale getirilmesin?
Bugün vatandaş uygun fiyatlı gıdaya ulaşmaya çalışıyor. Marketler maliyetlerini azaltmaya çalışıyor. Üretici emeğinin karşılığını almak istiyor. Kamu kurumları gıda israfıyla mücadele ediyor.
Aslında bütün tarafların ortak noktası aynı:
Üretilmiş bir gıdanın mümkün olduğunca çöpe gitmemesi.
Bu nedenle zincir marketlere çağrımız çok basit:
Son günü beklemeyin.
Son tüketim tarihi yaklaşan ürünleri daha erken tespit edin. Ayrı bir indirim reyonu oluşturun. Tarihini açıkça gösterin. Fiyatını düşürün ve tüketiciye seçme hakkı verin.
Çünkü çöpe giden yalnızca bir paket süt, bir koli yoğurt veya bir paket peynir değildir.
Çöpe giden üreticinin emeği, kullanılan su, enerji, yakıt, ambalaj ve ülkenin kaynağıdır.
Kısacası milli servettir.
Buradan zincir marketlere, Ticaret Bakanlığı’na, Tarım ve Orman Bakanlığı’na ve konunun bütün taraflarına soruyoruz:
Son tüketim tarihine iki gün kala özel indirim reyonu oluşturmak neden Türkiye genelinde yaygın ve sistemli bir uygulamaya dönüşmesin?
Haber / Makale: Dedektif Gazeteci Ali ERTURAN


