Biliyorsunuz ki Ortaca Belediyesi’ni en çok eleştiren gazetecilerden biriyim. Yeri geldi belediye yönetimini, yeri geldi yapılan hizmetleri, yeri geldi yapılmayan işleri en sert şekilde eleştirdim. Bundan sonra da eleştirmeye devam edeceğim. Ancak benim gazetecilik anlayışımda hak var, hukuk var, adalet var, vicdan var! Kim haklıysa ben onun yanındayım. Belediye haklıysa belediyenin, vatandaş haklıysa vatandaşın yanında olurum. Kimseye peşin verilmiş bir desteğim de kimseye karşı kişisel bir hesabım da yok!
Son günlerde Ortaca’da etkili olan şiddetli yağışların ardından belediyenin sahada yürüttüğü çalışmaları sosyal medya sayfasından inceliyordum. Ortaca Belediyesi’nin “Yağışlara karşı ekiplerimiz sahada” paylaşımına bakarken gözüm altına yazılan yorumlara takıldı. Bazı yorumları okuyunca gerçekten şaşırdım. Bu yazıyı kaleme almama neden olan da işte o yorumlar oldu…
Bir vatandaş hayvanlarının su altında kaldığını, zabıtayı aradığını ancak telefonlarına cevap verilmediğini söylüyor. Bir başkası ara sokakta biriken yağmur suyunun videosunu çekip paylaşıyor. Bir diğeri yolda oluşan su birikintisini görüntüleyerek belediyeye tepki gösteriyor.
İyi de kardeşim, biraz insaf!
Bir insanın evini su basmışsa, canı tehlikedeyse, hayvanları mahsur kalmışsa elbette yardım isteyecek. Buna kimsenin itirazı olamaz. Böyle bir ihbarın karşılıksız bırakılması da kabul edilemez. Ancak her yağmur birikintisini, her çamurlu sokağı belediyenin çalışmadığının kanıtı gibi göstermenin de bir anlamı yok.
Allah gökten yağmuru indirmiş, hem de öyle böyle değil! Yağış devam ediyor, ekipler bir taraftan su baskınlarına müdahale etmeye çalışıyor, diğer taraftan yolları açık tutmaya uğraşıyor. Peki, ne bekliyorsunuz? Belediyenin her evin kapısında bir vidanjör, her sokağın başında bir iş makinesi, her vatandaşın yanında bir zabıta memuru bekletmesini mi?
Bu nasıl bir beklentidir?
Bir de şu Ortaca ve Dalyan’da zabıta meselesi var!
Ortaca’da ve Dalyan’da bazı vatandaşların gözünde zabıta, sanki belediyenin bütün sorunları çözmekle görevli özel hizmet birimi hâline gelmiş. Karnı ağrıyan belediyeyi arıyor, gaz çıkartan zabıtayı arıyor! Yahu kardeşim, zabıtanın görevleri kanunla belirlenmiş. Zabıta ne itfaiyedir ne su tahliye ekibidir ne de her çağrıldığında vatandaşın kapısına koşmak zorunda olan özel bir hizmet görevlisidir.
Elbette zabıta kendisine ulaşan acil bir durumu ilgili birimlere bildirebilir, koordinasyona yardımcı olabilir. Ama hayvan kurtarma operasyonunu da su tahliyesini de zabıtadan beklemek nasıl bir anlayıştır?
Üstelik mesele yalnızca zabıta da değil. Belediyede çalışan insanların da bir dayanma gücü, çalışma kapasitesi ve görev sınırı var.
Şimdi soruyorum: Siz İzmir’de, Ankara’da, İstanbul’da yaşasanız, yağmur yağdığında ara sokakta biriken suyun videosunu çekip zabıtayı arayarak aynı beklentilerle hesap sorar mıydınız? Elbette oralarda da belediyeye şikâyette bulunabilirsiniz. Bu sizin en doğal hakkınız. Ama Ortaca’da belediye çalışanlarına kolayca ulaşabiliyor olmanız, onları her istediğiniz anda emir verebileceğiniz insanlar hâline getirmez.
Kusura bakmayın ama bu ilçede bazı insanları buna alıştırmışlar!
Belediye çalışanını aramayı, zabıtaya ulaşmayı, tanıdığı bir müdüre telefon açmayı sanki her sorunu anında çözdürmenin yolu hâline getirenler var. İşin kolayına alışılmış. Sonra da her talep anında karşılanmayınca sosyal medyada belediyeyi yerden yere vurmak alışkanlık olmuş.
Bakın, yanlış anlaşılmasın!
Ben burada Ortaca Belediyesi’nin altyapısının kusursuz olduğunu söylemiyorum. Yağmur suyu drenajı yetersizse eleştiririm. Yıllardır aynı noktaları su basıyorsa hesabını sorarım. İhbarlara cevap verilmiyorsa bunun nedenini araştırırım. Vatandaşın can ve mal güvenliği tehlikeye atılıyorsa bunun da peşini bırakmam.
Ama günlerce süren yoğun yağışta, bir sokakta su birikti diye belediyeyi suçlamakla, yıllardır çözülmeyen bir altyapı sorununu gündeme getirmek aynı şey değildir.
Belediyenin eksiklerini eleştirmek başka, olağanüstü koşullarda görev yapan insanların emeğini yok saymak başka!
Bir de sosyal medyada yapılan yorumların arkasındaki gerçekleri bilmek gerekiyor. Bir vatandaş belediyeyi aradığını ve cevap alamadığını söylüyorsa bunun araştırılması gerekir. Ancak bir telefonun cevapsız kalmasından hareketle bütün belediye personelinin görevini yapmadığı sonucuna varmak da doğru değildir.
Ben Ortaca Belediyesi’ni eleştirdiğimde nasıl somut olaylara dayanıyorsam, belediye çalışanlarına yöneltilen eleştirilerde de aynı ölçüyü ararım.
Çünkü adalet bunu gerektirir.
Bugün belediye çalışanlarını savunmam, yarın belediyenin yanlışlarını görmezden geleceğim anlamına gelmez. Yarın bir hizmet aksadığında yine karşılarında beni bulacaklar. Ama bugün haksız yere eleştiriliyorlarsa, sırf belediyeyi eleştiren bir gazeteciyim diye susacak değilim.
Şunu da unutmayalım: Belediye başkanı, müdürler, zabıta memurları, işçiler… Bunların hepsi insan. Onların da aileleri, çocukları, sorumlulukları var. Siz evinizin penceresinden yağmuru izlerken, o insanlar sağanak altında biriken sularla, tıkanan yollarla ve gelen ihbarlarla uğraşıyor olabilir.
Elbette görevlerini yapacaklar. Bunun için oradalar. Ama görevlerini yapmalarını istemekle onları her sorunun tek sorumlusu ilan etmek arasında büyük fark var.
Benim gazeteciliğimde belediyeye ayrı, vatandaşa ayrı adalet yok!
Yanlış yapan belediyeyse eleştiririm. Haksızlık yapan vatandaşsa onu da eleştiririm. Çünkü haklı olmak için belediye başkanı, zabıta amiri ya da vatandaş olmak gerekmiyor. Haklı olmak için gerçekten haklı olmak gerekiyor.
Son olarak şunu söylemek istiyorum:
Yağmuru belediye yağdırmıyor! Her su birikintisi de belediyenin ihmali anlamına gelmiyor.
Eleştirelim, sorgulayalım, hakkımızı arayalım. Ama biraz da vicdanlı olalım.
Her şeyi belediyeden beklemeyelim, her sorunda zabıtayı hedef göstermeyelim.
Ayıptır arkadaş, gerçekten ayıptır!
Makale: Dedektif Gazeteci Ali ERTURAN
Uluslararası Gazeteciler Delegasyonu Genel Başkanı


