Ana Sayfa Arama Galeri Video
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya

Türkiye’de Çocuk Cinayetlerinin Karanlık Yüzü

Son yıllarda çocuk cinayetleri toplumun en derin yaralarından biri haline

Son yıllarda çocuk cinayetleri toplumun en derin yaralarından biri haline geldi. Bu konuda kapsamlı bir araştırma yapmak için yola çıktığımızda ise çarpıcı bir gerçekle karşılaşıyoruz: Çocukların yaşam hakkına dair veriler bile eksik, parçalı ve çoğu zaman kamuoyunun erişimine kapalı. Yani elimizdeki sayılar bize gerçeğin yalnızca küçük bir kısmını anlatıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) paylaştığı rakamlara göre, güvenlik birimlerine ölüm olayı nedeniyle getirilen çocuk sayısı 2015’te 1.815 iken, 2016’da 1.722, 2017’de 1.847, 2018’de 1.584 ve 2019’da 1.446 olarak geçmiş. Bu tablo ilk bakışta düşüşü işaret ediyor. Ancak mesele burada bitmiyor. Çünkü 2020’den bugüne dair resmi veri paylaşılmamış. Yani son beş yılda kaç çocuğun öldürüldüğünü, kaç dosyanın faili meçhul kaldığını ya da kaç katilin yakalandığını bilmiyoruz.

İşte asıl trajedi burada başlıyor: Rakamlar azalıyor gibi görünse de, verilerin kesilmesiyle birlikte karşımıza koskoca bir sessizlik çıkıyor. Çocuk cinayetlerinde şeffaflığın olmaması, kamuoyunun gerçeklerden uzak tutulması ve sorunun büyüklüğünü tam olarak bilemememiz, vicdanları sızlatan bir boşluk yaratıyor.

Bugün Mersin’de yaşanan trajedi bunun ne kadar güncel bir sorun olduğunu gösteriyor. Arabada silahla vurulmuş bir çocuk bulundu. Faili henüz bilinmiyor, dosya açıldı. Ama her faili meçhul haberinde toplumun yüreğine bir kez daha kor düşüyor. Bu olay sadece bir istatistiğe daha eklenecek belki, ama gerçekte bir hayat daha yarım kaldı.

Ve unutulmaması gereken bir başka gerçek: 5 Haziran 2000’de İstanbul Fulya’da vahşice öldürülen 15 yaşındaki Çağla Tuğaltay cinayeti, aradan 25 yıl geçmesine rağmen hâlâ faili meçhul. Olay yerinden alınan DNA ve parmak izi örnekleri hiçbir kayıtla eşleşmedi. Bugün hâlâ İnterpol üzerinden yeni araştırmalar yapılıyor, savcılık yeni yöntemler deniyor ama dosya hâlâ açık. Çağla’nın dosyası bize çocuk cinayetlerinin ne kadar uzun yıllar boyunca toplumu meşgul edebildiğini, adalet sağlanmadıkça hiçbir yaranın kapanmadığını gösteriyor.

Uzmanlara göre çocuk cinayetlerinin temel nedenleri yalnızca bireysel sapkınlıklarla açıklanamaz. Yoksulluk, aile içi şiddet, eğitim sistemindeki boşluklar, şiddeti normalleştiren medya içerikleri ve devletin koruyucu politikalarındaki yetersizlikler bu tabloyu besliyor. Üstelik cezaların caydırıcı olmaması ve uzun süren davalar da “cezasızlık algısı”nı güçlendiriyor. Bu da yeni suçların önünü açıyor.

Çözüm için hem ailelere hem de devlete büyük sorumluluk düşüyor. Aileler çocuklarıyla daha sağlıklı iletişim kurmalı, en küçük şüphede harekete geçmeli. Devlet ise şeffaf veri paylaşmalı, adalet mekanizmasını hızlandırmalı, sosyal hizmetleri güçlendirmeli. Çocukların güvenliği yalnızca ailelerin değil, tüm toplumun ortak sorumluluğu olmalı.

Çocuk cinayetlerini araştırırken görüyoruz ki, bu mesele rakamlardan çok daha fazlası. Çünkü her sayı, arkasında yarım kalmış bir hayat, paramparça olmuş bir aile ve yok edilen bir gelecek demek. Ve biz, bu karanlık tabloya seyirci kaldıkça, aslında kendi geleceğimizi de kaybediyoruz…

Haber : Ali ERTURAN – Dedektif Gazeteci