Bir döneme damga vuran Hepsi grubunun eski üyelerinden Gülçin, Dalyan Nar Festivali’nin üçüncü gününde sahne aldı. Yaklaşık iki saat süren konser sırasında sanatçıya defalarca seslenen çocukların heyecanı, bekledikleri karşılığı bulamadı. Üstelik çocuklardan biri o gün doğum günü olduğunu haykırıyordu. Bir gazeteci olarak bizzat tanıklık ettiğim ve kameramla görüntülediğim bu anlar, konserin ardından aklımda kalan en dikkat çekici ayrıntı oldu...
Dalyan Nar Festivali’nin üçüncü gününde sahneye çıkan Gülçin, saat 21.00 sıralarında başlayan konserinde sevilen şarkılarını seslendirdi. Ancak o gece benim dikkatimi çeken yalnızca sahnedeki performans değildi. Sahnenin hemen önünde yaşanan ve belki de birkaç saniyelik bir karşılıkla çocukların hayatında unutulmaz bir anıya dönüşebilecek bir olay vardı…
Sahne ile izleyiciler arasına güvenlik bariyerleri yerleştirilmiş, basın mensuplarının fotoğraf ve video çekebilmesi için ön tarafta dar bir alan bırakılmıştı. Ben de bu alanda konserden görüntüler alıyordum. Hemen arkamda bulunan, yaşları yaklaşık 12 civarında olan çocukların heyecanı ise görülmeye değerdi…
Çocuklar, Gülçin’in şarkı söylemediği, müziğin çalmadığı anlarda, sahnenin hemen önünden kendisine sesleniyordu. Üstelik bu seslenişler tek bir çocuktan gelmiyordu. Üç dört çocuk birden, defalarca ve yüksek sesle “Gülçin abla! Gülçin abla!” diye bağırıyordu. İçlerinden biri ise o gün doğum günü olduğunu duyurmaya çalışıyordu…
Düşünün, bir çocuk sevdiği sanatçıyı karşısında görüyor. Ona ulaşmak, sesini duyurmak, belki yalnızca bir el sallamasını görmek istiyor. Hele bir de doğum günüyse, sahneden duyacağı birkaç kelime onun için alınabilecek en güzel hediyelerden biri olabilir…
Ancak o gece çocukların beklediği karşılık gelmedi…
Sahne ile çocukların bulunduğu alan arasında öyle büyük bir mesafe de yoktu. Fotoğraflarda da görüldüğü gibi sanatçı sahnenin ön tarafında, izleyicilere dönük bir konumdaydı. Ben de çocukların hemen önünde, basın mensuplarına ayrılan alanda görüntü alıyordum. Seslenişlerini açıkça duyuyordum. Üstelik bunlar bir kez değil, defalarca tekrarlandı. Hatta kameramı özellikle sahneye çevirerek o anları görüntüledim…
Böylesine yakın bir mesafeden, müziğin çalmadığı anlarda, birkaç çocuğun aynı anda ve yüksek sesle yaptığı çağrıların duyulmamış olması bana pek inandırıcı gelmiyor. Elbette sanatçının ne duyduğunu kesin olarak bilemem. Ancak ortada göz ardı edilemeyecek bir durum var. Çocuklar defalarca seslendi, bekledi, yeniden seslendi. Buna rağmen sahneden kendilerine yönelik herhangi bir karşılık gelmedi…
Gülçin Hanım, buradan size de birkaç sözüm olacak.
O çocuklar sizden bir şarkı istemiyordu. Konserin akışını bozmak ya da sahnedeki performansınızı bölmek gibi bir amaçları da yoktu. Sadece sevdikleri sanatçının kendilerini fark etmesini istiyorlardı. İçlerinden biri doğum gününü kutlatabilmenin heyecanını yaşıyordu. Bir el sallamak, birkaç kelime söylemek ya da küçücük bir tebessümle karşılık vermek gerçekten bu kadar zor muydu?
Unutmayın ki sizi dinleyen, alkışlayan, şarkılarınıza eşlik eden ve heyecanla “abla” diye seslenen o izleyiciler, sizi bugün bulunduğunuz yere taşıyan insanlardır. Sanatçıyı zirveye çıkaran yalnızca sesi, şarkıları ya da sahnedeki performansı değildir. Onu seven, dinleyen ve yıllarca destekleyen izleyicileridir…
Onlar olmazsa siz de o sahnelerde olamazsınız. Çünkü sanatçıyı sanatçı yapan, onu dinleyen ve sahiplenen insanlardır…
Hele söz konusu çocuklarsa, bu ilginin değeri çok daha büyüktür. Belki sizin için birkaç saniyelik bir el sallama, küçücük bir tebessüm ya da “İyi ki doğdun” demek sıradan bir an olabilir. Ama o çocuk için yıllar sonra bile unutamayacağı bir hatıraya dönüşebilir…
Bir sanatçının bütün izleyicileriyle tek tek ilgilenmesini elbette bekleyemeyiz. Ancak sanat yalnızca sahneye çıkıp şarkı söylemekten ibaret de değildir. O sahnenin önünde sizi heyecanla bekleyen insanlarla kurduğunuz bağ, bazen söylediğiniz şarkılardan çok daha kalıcı izler bırakır…
Benim eleştirim sesinize, sanatınıza ya da geçmişteki başarılarınıza değil, o gece gözlemlediğim sahne ve izleyici iletişimine yöneliktir. Çünkü alkışın olduğu yerde karşılıklı bir gönül bağı da olmalıdır…
Konserin ardından bazı izleyicilerle de görüştüm. Görüştüğüm kişiler arasında sahne performansından beklediği memnuniyeti alamadığını söyleyenler vardı. Elbette herkesin müzik zevki ve bir konserden beklentisi farklıdır. Birinin çok beğendiği performansı bir başkası aynı ölçüde beğenmeyebilir. Bu nedenle kişisel değerlendirmeleri genellemek doğru olmaz. Ancak izleyiciyle kurulan iletişim de bir konserin başarısını değerlendirirken göz ardı edilemez…
Dalyan Nar Festivali, bölgenin sosyal ve kültürel yaşamına renk katan, insanları bir araya getiren önemli bir organizasyon. Böyle etkinliklerin en güzel taraflarından biri de çocukların, gençlerin ve ailelerin birlikte güzel anılar biriktirmesine imkân sağlamasıdır…
O gece sahnenin önünde gördüğüm çocuklar da işte böyle bir anının peşindeydi…
Belki konserin bütün şarkılarını bilmiyorlardı. Belki sanatçının geçmişteki başarılarından bile habersizlerdi. Ama karşılarında gördükleri kişiyi seviyor, ona “abla” diye sesleniyor ve kendilerini fark etmesini bekliyorlardı…
Ben bir gazeteci olarak o gece yalnızca sahnedeki sanatçıyı değil, sahnenin önündeki o çocukları da gördüm. Heyecanlarını, ısrarla seslenişlerini ve bekledikleri karşılığı alamayışlarını kamerama kaydettim.
Ve şimdi soruyorum: Bir çocuğun sevdiği sanatçıdan küçücük bir karşılık beklemesi çok mu şey istemektir?
Bence değil.
Çünkü bazen bir sanatçının büyüklüğü, sahnede kaç saat kaldığıyla ya da kaç şarkı söylediğiyle değil, kendisini seven bir çocuğun kalbine dokunabildiği o birkaç saniyeyle de ölçülür…
Dalyan’da o gece şarkılar söylendi, alkışlar yükseldi, konser sona erdi. Ancak benim aklımda en çok kalan, sahnenin önünden yükselen o çocuk sesleri oldu:
“Gülçin abla! Gülçin abla!”
Keşke o seslenişlerden biri karşılık bulsaydı…
Haber / Makale: Dedektif Gazeteci Ali ERTURAN – Uluslararası Gazeteciler Delegasyonu Genel Başkanı


