Ana Sayfa Arama Galeri Video
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya

Otizmli Uğur’un Ölümüne Sebep Olanlar Derhal Tutuklanmalı!

İstanbul’daki özel bir bakım merkezinde hayatını kaybeden 21 yaşındaki otizmli

İstanbul’daki özel bir bakım merkezinde hayatını kaybeden 21 yaşındaki otizmli Uğur Yıldırım’ın ölüm raporu, “ilaç zehirlenmesi” gerçeğini ortaya koydu. Savcılık dokuz kişi hakkında iddianame düzenledi ancak sanıkların tamamı tutuksuz. Kamu vicdanı adalet bekliyor.

İstanbul Beylikdüzü’nde faaliyet gösteren ve “Özel Mor Menekşe Bakım Merkezi” olarak bilinen kurumda yaşanan trajedi, Türkiye’de bakım ve rehabilitasyon sistemiyle ilgili derin bir güven krizini yeniden gündeme taşıdı. Henüz 21 yaşındaki otizmli genç Uğur Yıldırım’ın ölümüne ilişkin hazırlanan iddianame, yalnızca bir bireyin değil, yüzlerce özel bakım merkezinde kalan savunmasız insanların da kaderini gözler önüne serdi…

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tamamlanan soruşturma dosyasına göre, Yıldırım’a verilmesi gereken ilacın en yüksek tedavi dozu 400 miligramken, tam 30 katı olan yaklaşık 11 bin 958 miligram ilaç verildiği tespit edildi. Adli Tıp Kurumu, ölüm nedenini “ilaç zehirlenmesi” olarak belirtti…

Soruşturma sonunda, bakım merkezinde görevli 9 kişi hakkında “olası kastla öldürme”, “kasten yaralama”, “kasten öldürmeye teşebbüs” ve “suçu bildirmeme” suçlarından dava açıldı. Ancak sanıkların tamamı tutuksuz yargılanıyor. İlk duruşma 27 Şubat 2026’da Bakırköy 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek…

Bu durum, kamuoyunda derin bir rahatsızlık yarattı. Çünkü ortada yalnızca bir iddia değil, bilimsel raporlarla desteklenmiş bir ölüm olgusu bulunuyor. İddianamede yer alan tespitlere göre, kurumun kamera kayıtlarında darp izleri, bağlama benzeri ekimozlar ve aşırı doz ilaç kullanımı mevcut. Bu da “tedavi hatası” sınırını çoktan aşan bir tabloya işaret ediyor…

Türkiye’de özel bakım merkezleri ve rehabilitasyon kurumları, çoğu zaman kamu denetiminden uzak, ticari kaygılarla yönetilen yapılar haline geldi. Devlet, bu kurumlara hem ruhsat verirken hem de faaliyetlerini denetlerken çoğu zaman yalnızca evrak üzerinde işlem yapıyor. Oysa ortada paradan çok daha önemli bir şey var: insan hayatı.

Engelli bireylerin emanet edildiği bu merkezlerde, personel yeterliliğinden ilaç takibine, hijyen koşullarından güvenlik sistemlerine kadar her detay hayati önem taşır. Ancak mevcut sistem, bu denetimi çoğu zaman kâğıt üzerinde gerçekleştiriyor…

Uğur Yıldırım vakası, bu sistemin çürümüş yönlerini acı bir biçimde ortaya çıkardı. Çünkü bu olay yalnızca bir “ihmal” değil, denetimsizliğin, bilgisizliğin ve vicdansızlığın birleşiminden doğan bir trajedidir…

Bu noktada yapılması gereken artık yalnızca dava sürecini beklemek değil; yasaların yeniden ele alınmasıdır. Türk Ceza Kanunu’nun 81. ve 83. maddeleri “kasten öldürme” ve “olası kastla öldürme” suçlarını açık biçimde tanımlar. Savcılığın da iddianamede bu maddelere dayanması, olayın ağırlığını ortaya koymaktadır. Ancak yargılamanın tutuksuz yapılması, kamu vicdanında derin bir yara açmıştır.

Sanıklar hakkında en azından yurt dışı çıkış yasağı getirilmesi, olası bir kaçış riskinin önüne geçilmesi açısından hukuk devleti ilkesine uygundur. Türkiye’de son yıllarda ağır suçlamalarla karşılaşan bazı kişilerin Gürcistan’ın Batum kentine kaçtığı biliniyor. Bu nedenle, adaletin tecelli etmesi için yargılamanın sağlıklı yürütülmesi şarttır…

Elbette yargı kararı kesinleşene kadar herkes masumdur. Ancak burada toplumun vicdanını derinden yaralayan bir ölüm vardır ve devletin görevi, bu vicdan yarasını kanun çerçevesinde sarmaktır…

Artık bu ülkede hiçbir ailenin “çocuğum güvende mi?” endişesiyle yaşamaması için somut adımlar atılmalıdır. Rehabilitasyon ve bakım merkezlerinde tuvalet haricindeki tüm odaların, ortak alanların ve ilaç dağıtım bölümlerinin kameralarla 24 saat izlenmesi yasal zorunluluk haline getirilmelidir…

Bu uygulama hem personeli hem de aileleri korur; hem olası istismarın önüne geçer hem de tedavi süreçlerinin şeffaflığını sağlar…

Devlet, özel bakım merkezlerinin yalnızca ticari işletme değil, topluma karşı sorumluluk taşıyan sosyal kurumlar olduğunu hatırlamalıdır. Engelli bireylerin yaşam hakkı, anayasal güvence altındadır. Bu hak, ihmale, şiddete veya ticari kazanca feda edilemez…

Otizmli Uğur Yıldırım artık aramızda değil. Ama onun ölümü, Türkiye’deki tüm bakım merkezlerinin yeniden denetlenmesi ve sistemin baştan aşağıya yenilenmesi için bir milat olmalıdır. Çünkü bu ülke, sessiz kalındıkça tekrar eden acılardan fazlasını hak ediyor…

Ali ERTURAN / Dedektif Gazeteci