Sevgili okurlar,
Muğla İl Sağlık Müdürü Dr. Eriş Başaran Akça’nın göreve geldiği günden bu yana sağlık alanında ortaya koyduğu çalışma temposunu ve vizyonunu yakından takip edenlerden biriyim. Muğla gibi nüfusu mevsimsel olarak artan, hizmet yükü ağır bir kentte sağlık hizmetlerini daha etkin, daha güçlü ve daha kapsayıcı hâle getirmeye yönelik her adım önemlidir. Köyceğiz, Ortaca ve Dalaman ilçelerini kapsayan bölgede Ortaca Devlet Hastanesi’nin güçlendirilmiş bir bölge hastanesine dönüştürülmesine yönelik açıklamalar; uzman hekim planlamaları, tıbbi cihaz yatırımları ve Sağlık Bakanlığı ile yürütülen temaslar, sağlık adına umut verici hedeflerdir ve bu çabalar takdiri hak etmektedir…
Ancak sağlık sistemi yalnızca büyük projelerle, vizyon belgeleriyle ve geleceğe dönük planlarla ölçülmez. Sağlık, aynı zamanda bugün ve şimdi yaşananlarla; küçük gibi görünen ancak hayati sonuçlar doğurabilecek aksaklıklarla değerlendirilir. Tam da bu nedenle, Ortaca Devlet Hastanesi’ne ilişkin tarafımıza ulaşan bir vatandaşın iddiasını, noktasına ve virgülüne dokunmadan olduğu gibi aktarıyorum…
“Merhaba, ben Betül. 17 Aralık Çarşamba günü Ortaca Devlet Hastanesi’nde ameliyat olan eşime refakatçi olarak kaldım. O gün gece saat 00.00–01.00 saatleri arasında aşağı hava almaya indim. Geri çıkarken asansörü kullanmak istedim çünkü taşikardisi olan biriyim; merdiven çıkmak nabzımı yükseltiyor. Zemin kattan asansöre biner binmez, birinci katta asansör servis dışı kaldı. Bu arada asansörde yalnızca ben vardım, tek başıma kaldım.
Önce panik yapmadım, acil çağrı butonuna bastım; asansör içindeki sabit telefondan yardım çağırmaya çalıştım ama onlar da çalışmadı. Telefonumla yardım çağırmak istedim, ancak çekmedi. Şansıma o katta bir hemşire varmış, sesimi duyup geldi ama ilk geldiğinde o da asansörü açamadı. Ortalama beş-altı dakika kaldım ama o beş-altı dakika bana çok uzun geldi.
Kapı açıldığında ben artık yerdeydim; zaten ayakta duramıyordum. Kapının dışında hemşireler vardı ama ne bir ilk yardım müdahalesi için bir şey, ne sedye ne de sandalye vardı. Sadece koluma girip acile geçirdiler. Yürüdüm mü, sürünerek mi gittim hatırlamıyorum. Tansiyonum 19 olmuştu, nabzım 140 civarındaydı. Refakatçiyken hasta durumuna düştüm.
Oradaki bir-iki hemşire, asansörün uzun zamandır arızalı olduğunu söylediler ve ‘Lütfen şikâyetçi olun’ gibi şeyler söylediler. ‘Belki şikâyetçi olursanız yapılır’ dediler. Bunun üzerine sabah Sağlık Bakanlığı’nı arayıp şikâyetimi dile getirdim. O gün geri dönüş alamadım ve ertesi günü bilgi almak için tekrar aradım. ‘Şikâyetiniz incelemeye alınmıştır, daha sonra size bilgilendirme yapılacaktır’ dediler. Ama kaç gün geçti, arayan olmadı.
Sanırım pek umursanmadı bu durum. Ben daha gencim; genç olmama rağmen bu kadar tansiyonum ve nabzım yükseldi. Daha geç çıkarılsaydım belki de daha kötü şeyler olacaktı. Benim yerimde yaşlı ya da hasta birisi de olabilirdi. Ayrıca bu kadar uzun zamandır arıza veren bir asansörde neden hiçbir uyarı yok, anlayamadım doğrusu. Madem sürekli arıza veriyor, neden asansörü kullanıma kapatmıyorlar ve insanları tehlikeye atıyorlar?”
Bu anlatım hukuken bir iddiadır. Ancak insan hayatını ve hasta güvenliğini ilgilendiren böylesi bir iddianın görmezden gelinmesi mümkün değildir. Tam da bu nedenle, konunun tek taraflı kalmaması ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi adına 21 Aralık akşamı Ortaca Devlet Hastanesi’ne gittim ve yerinde bilgi almak istedim. Gazeteci araştırır, sorar, doğrular ve kamuoyuna aktarır; gazetecinin görevi budur…
Hastanede görevli güvenlik görevlisine sorumlu hekimle görüşmek istediğimizi söyledim. Güvenlik görevlisi bu talebimizi içeriye aktardı. Geri döndüğünde ise, uzman hekimin “mesai saatinde olunduğu ve görüşme yapmak için izin kâğıdı bulunup bulunmadığı” yönünde bir soru ilettiğini ifade etti. Burada açıkça belirtmek gerekir ki; gazetecilik faaliyeti herhangi bir makamdan izin alınarak yapılan bir faaliyet değildir. Gazeteci, kamu adına soru sorar. Kamu kurumları da bu sorulara cevap vermekle yükümlüdür. Bu, bir lütuf değil; demokratik düzenin ve basın özgürlüğünün doğal sonucudur…
Kamuoyunu ilgilendiren bir iddia karşısında susmak, görmezden gelmek ya da soru sormaktan imtina etmek gazetecilik değildir. Gazeteci araştırır; buna da kimse “izin belgesi” şartı koyamaz…
Bu yazının amacı herhangi bir hekimi, sağlık çalışanını ya da yöneticiyi hedef almak değildir. Asıl mesele, bir kamu hastanesinde en temel güvenlik unsurlarının eksiksiz şekilde işleyip işlemediğidir. Eğer bir vatandaş, sağlık sorunu olduğunu belirttiği hâlde bir asansörde mahsur kaldığını iddia ediyorsa, bu durum idari ve teknik yönleriyle ele alınmak zorundadır. Çünkü aynı asansörü yarın yaşlı bir hasta, engelli bir yurttaş ya da acil durumda bir refakatçi kullanabilir…
Ortaca Devlet Hastanesi’nin bölge hastanesi olması hedefi son derece değerlidir. Ancak bölge hastanesi vizyonu, yalnızca büyük projelerle değil; en temel güvenlik önlemlerinin eksiksiz uygulanmasıyla anlam kazanır. Asansör çalışmıyorsa, uyarı levhası yoksa, acil sistemler devreye girmiyorsa; o hastanede yalnızca fiziki bir sorun değil, yönetilmesi gereken ciddi bir risk vardır…
Bu yazı bir hatırlatmadır. Bir uyarıdır. Bir çağrıdır. İddiaların açıklıkla ele alınması, varsa eksikliklerin gecikmeden giderilmesi ve benzer risklerin ortadan kaldırılması içindir. Kamuoyunun beklentisi de budur.
Çünkü büyük projeler vizyon ister; ancak bir hastanede en temel güvenlik sağlanamıyorsa, konuşulan vizyonun büyüklüğü değil, görülemeyen eksikler konuşulur.
Sevgiyle Kalın
Ali ERTURAN / Dedektif Gazeteci




YORUMLAR