Ortaca siyasetinde günlerdir tek bir konu konuşuluyor: 27 Eylül’de yapılacak olan Cumhuriyet Halk Partisi Ortaca İlçe Başkanlığı seçimi. Delege seçimleri geride kaldı, gözler mevcut ilçe başkanı Özcan Özsoy ile Mehmet Güzel’in yarışına çevrildi. Ancak seçim atmosferi, olağan bir ilçe başkanlığı yarışından çok daha fazlasını hatırlatıyor. Ortaca adeta bir siyasi laboratuvar gibi kaynıyor; her kafadan bir ses çıkıyor, vaadler havada uçuşuyor ve kulislerde dillendirilen iddialar gündemi belirliyor.
Siyaset biliminin temel kavramlarından biri olan “yerel güç odağı” kavramı bu seçimde kendini açıkça gösteriyor. Ortaca’da ilçe başkanlığı yalnızca bir makam değil, aynı zamanda belediye ile ilişkileri şekillendiren bir güç merkezi olarak algılanıyor. Tam da bu nedenle, seçim süreci sadece örgüt içi bir demokrasi yarışı olmaktan çıkıp, belediye yönetimine etki etme iddialarıyla gölgeleniyor.
Kulislerde en çok konuşulan iddialardan biri, Ortaca Belediye Başkanı Evran Tezcan ve Belediye Başkan Yardımcısı Hüsnü Sarı’nın Mehmet Güzel’e destek verdiği yönünde. Bu söylentiler ne derece doğrudur bilinmez, ancak bu tür iddiaların dahi dillendirilmesi, parti içindeki kırılgan dengeyi gözler önüne seriyor. Dahası, CHP Genel Merkezi’nin belediye başkanlarına yönelik “ilçe seçimlerine karışmayın” uyarılarının hiçe sayıldığı yönünde yorumlar yapılıyor. Eğer bu iddialar doğruysa, ilçe teşkilatının iradesine gölge düşürülmesi partinin demokrasi anlayışıyla bağdaşmayacaktır.
Seçim sürecinde kullanılan dil ve verilen sözler de tartışma konusu. Halk arasında, “Mehmet Güzel kazanırsa belediyeyi o yönetecekmiş” gibi söylemler dolaşıyor. Bu iddia doğruysa, halkın iradesiyle seçilmiş belediye başkanının yetkileri tartışmalı hale gelir ki, bu da demokratik işleyişin ruhuna aykırı bir durum oluşturur. Öte yandan, vatandaşlar da bu süreçte verilen vaadleri dikkatle takip ediyor. Siyaset sosyolojisinin de işaret ettiği gibi, toplumun hafızası sanıldığı kadar zayıf değil; yerine getirilmeyen sözler vatandaşın belleğinde yer ediyor.
Ortaca CHP’deki mevcut tabloya bakıldığında, örgüt içinde ikiye bölünmüş bir manzara göze çarpıyor. Oysa ki, parti tabanının beklediği, yerel hizmetlerde birlik ve uyum içinde çalışılmasıdır. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “partiyi iktidara taşımak” hedefiyle verdiği mücadele ortadayken, bir ilçe başkanlığı seçimi üzerinden Ortaca’nın ikiye bölünmesi düşündürücüdür. Bu durum, siyasette asıl enerjinin halka hizmet için mi yoksa koltuk mücadelesi için mi harcandığını sorgulatıyor.
Unutulmamalıdır ki, demokrasi yalnızca seçim kazanmak değildir; aynı zamanda seçimin öncesinde ve sonrasında sergilenen siyasi ahlakın da göstergesidir. Bugün ilçe başkanlığı yarışı uğruna sarf edilen hırs, yarın yüz yüze bakacak insanların ilişkilerini de zehirleyebilir. Toplumsal barış ve örgüt içi huzur, hiçbir koltuktan daha değersiz değildir.
27 Eylül’de sandıktan kim çıkarsa çıksın, önemli olan hak, hukuk ve adalet çizgisinde kalarak siyaseti sürdürmektir. İlçe başkanlığı bir ikbal aracı değil, halka hizmet için bir sorumluluk makamıdır. Eğer bu seçim, çavuş–ahbap ilişkileriyle, iş–aş vaadleriyle şekillenirse kazananın kim olduğu değil, kaybedenin Ortaca olacağı şimdiden bellidir… 17.09.2025
Ali ERTURAN / Dedektif Gazeteci




YORUMLAR