Atasözleri… Yüzyıllar boyunca milletin ortak aklından süzülüp gelen, yaşamın özünü birkaç kelimeye sığdıran paha biçilemez miraslar. Onlar, bir toplumun karakterini, vicdanını ve hayat felsefesini yansıtan en yalın rehberlerdir. Ancak biz, bu özlü sözlerin derin anlamlarını zamanla unuttuk. Hatta daha kötüsü, kendi çıkarımıza göre eğip bükerek çarpıttık.
“Bal tutan parmağını yalar” dedik, emeğin karşılığını değil, çıkarcılığı meşrulaştırdık.
“Devletin malı deniz, yemeyen domuz” dedik, ortak değeri ganimet saydık.
“Yemeyenin malını yerler” dedik, hırsızlığı aklamaya kalktık.
“At binenin, kılıç kuşananın” dedik, hak yerine gücü kutsadık.
“Söz gümüşse sükût altındır” dedik, suskunluğu erdem sanıp haksızlığa göz yumduk.
“Komşuda pişer, bize de düşer” dedik, hazıra konmayı alışkanlık haline getirdik.
“Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” dedik, menfaatin peşinde koşmayı kural belledik.
“Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” dedik, yalanı makbul, dürüstlüğü ise tehlikeli hale getirdik.
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” dedik, bencilliği yaşam biçimi yaptık.
“Üzümünü ye, bağını sorma” dedik, sorgusuz yaşamayı meziyet bildik.
“Köprüden geçene kadar ayıya dayı de” dedik, ikiyüzlülüğü akıllılık zannettik.
Oysa bu sözlerin hiçbiri böyle söylenmedi, böyle öğretilmedi.
Her biri, bir uyarıydı; dürüstlüğe, adalete, emeğe, vicdana çağrıydı.
Biz ise anlamlarını tersine çevirip, içlerini boşalttık.
Kültürümüzü taşıyan bu sözler, zamanla kılıf haline geldi.
İnsanlar vicdanlarını susturmak, yanlışlarını meşrulaştırmak için atasözlerini siper etti.
Bugün toplumda ahlak, adalet ve vicdan erozyonu varsa, sebebi sadece yönetenler değil; yanlış öğretileri doğru sanan bizleriz.
Atasözleriyle değil, onların arkasına saklanarak bozulduk.
Çünkü söz, doğru kullanılmazsa yozlaşmanın bahanesi olur.
Kültür, gelenek ve örf bir toplumun yazısız hukukudur.
Biz bu hukuku kendimiz çiğnedik.
Bir zamanlar “doğruluk erdemdir” diyen millet, artık “sessiz kalmak akıllılıktır” diyor.
Bu değişimin faturası, bugün sokakta, kurumda, siyasette, hatta evin içinde bile karşımıza çıkıyor.
Güveni kaybettik, mertliği yitirdik, sözü eğip büker olduk.
Oysa atasözleri bizim değil, biz onların emaneti olmalıydık.
Sözün kıymetini bilseydik, bugün belki de hâlâ dimdik duruyor olurduk.
İşte Biz böyle çürüdük;
çünkü doğruyu duymak yerine, kulağa hoş geleni dinledik.
Vicdanın değil, çıkarın yolundan yürüdük.
Kendi öz sözümüzü bile tersine çevirdik.
Ve şimdi, yıllar sonra dönüp baktığımızda bir gerçek apaçık ortada:
Toplumu bozan sözler değil, sözlerin anlamını unutan insanlardır.
Ali ERTURAN / Dedektif Gazeteci
dedektifgazeteci@gmail.com




YORUMLAR