Ben trafikte her gün olan biteni birebir yaşayan biriyim. Direksiyon başına her geçtiğimde sadece bir noktadan diğerine gitmiyorum; aynı zamanda bir ülkenin trafik kültürünü, sabrını, öfkesini ve maalesef giderek büyüyen bir sorunu izliyorum. Son dönemde trafik cezaları ciddi şekilde artırıldı. Ama gelin açık konuşalım: Bu artışa rağmen trafikteki magandalık azalmadı, aksine gözümüzün önünde devam ediyor…
Bugün sosyal medyayı açın. Her gün aynı görüntüler: Araçtan inip kavga edenler, kaskla cam kıranlar, yol vermedi diye saldıranlar… Bu görüntüler artık istisna değil, sıradan hale geldi. İşte tam da bu yüzden, cezaların arttırılmış olmasına rağmen neden sonuç alınamadığını doğru analiz etmek zorundayız…
Benim gördüğüm gerçek şu: Sorunun temelinde ciddi bir bilinç eksikliği, yani cehalet yatıyor. Trafik sadece araç kullanmak değildir; sabırdır, saygıdır, öfke kontrolüdür. Ama bugün yollarda gördüğümüz tablo bunun tam tersi. İnsanlar kırmızı ışığı uzaktan görüyor, ama gazdan ayağını çekmek yerine son ana kadar basıyor. Işığın dibinde frene asılıyor. Bu sadece bir örnek. Bunun gibi onlarca yanlış davranış her gün tekrar ediliyor…
Kurallara uyan, saygılı, düzgün araç kullanan insanları elbette tenzih ederim. Ama dürüst olalım; bu insanlar artık azınlıkta kalıyor. Çoğunluk, trafikte nasıl davranması gerektiğini bilmiyor ya da umursamıyor…
Şimdi asıl meseleye gelelim.
Cezalar artırıldı ama caydırıcılık hâlâ yeterli değil. Çünkü bazı insanlar için para cezası bir anlam ifade etmiyor. Ödüyor ve aynı davranışa devam ediyor. O zaman şu soruyu sormamız gerekiyor: Gerçekten caydırıcı olan nedir?
Ben bu sorunun cevabını bizzat yaşadığım bir örnekle gördüm. Gürcistan’da aylarca kaldım, şehir şehir gezdim. Bir kez bile trafikte kavga eden insan görmedim. Merak ettim, sordum. Aldığım cevap çok netti: “Kim olursa olsun, biri birine vurursa, haklı da olsa haksız da olsa direkt hapse girer.” İşte bu kadar. Tartışma yok, esneklik yok, affı yok…
Sonuç ne? Kimse kimseye el kaldırmıyor.
Bizde ise durum tam tersi. İnsanlar trafikte kendini hakim, savcı, polis yerine koyabiliyor. Çünkü biliyor ki sonuçları ağır değil. İşte bu noktada açıkça söylüyorum:
Eğer trafikteki bu kaos gerçekten bitirilmek isteniyorsa, geri adım atılmamalı. Tam tersine, cezalar daha da ağırlaştırılmalı. Gerekirse iki katına çıkarılmalı. Sadece para cezası değil, özgürlüğü kısıtlayan yaptırımlar da devreye sokulmalı…
Çünkü bu mesele artık sadece trafik meselesi değil. Bu, toplum düzeni meselesidir. Bu, insanların can güvenliği meselesidir…
Bugün “cezalar çok yüksek” diye tepki gösteren bir kesim var. Ama aynı zamanda trafikte yaşanan vahşeti de herkes görüyor. O zaman şunu net söylemek gerekiyor: Eğer cezalar geri çekilirse, bu sorun asla çözülmez. Aksine daha da büyür.
Benim çağrım nettir:
Sayın yetkililer, bu konuda geri adım atmayın. Kamuoyundaki tepkilere göre değil, sahadaki gerçeklere göre hareket edin. Trafikte düzen istiyorsak, kuralların sadece yazılı değil, hissedilir derecede ağır olması gerekir…
Çünkü bazı insanlar kuralla değil, sonuçla durur.
Ve bugün Türkiye’de trafikteki sorunun çözümü, daha yumuşak değil; daha net, daha sert ve daha caydırıcı adımlardan geçiyor…
Yazar : Dedektif Gazeteci



