Ana Sayfa Arama Galeri Video
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya

BUGÜN 2 NİSAN: “FARKINDAYIZ” DİYECEĞİZ… AMA GERÇEKTE HİÇBİR ŞEYİN FARKINDA DEĞİLİZ

Bu gün 2 Nisan. Takvim yine aynı şeyi söylüyor: Otizm

Bu gün 2 Nisan. Takvim yine aynı şeyi söylüyor: Otizm Farkındalık Günü. Sosyal medya dolacak, binalar maviye bürünecek, cümleler özenle seçilecek. Herkes aynı şeyi söyleyecek: “Farkındayız.” Ama sahaya indiğinizde, bir parkta, bir okul bahçesinde ya da bir apartman arasında durup baktığınızda acı bir gerçek yüzünü gösteriyor: Biz aslında hiçbir şeyin farkında değiliz…

Otizmli çocukların dünyası farklı olabilir, ama onların ihtiyaçları son derece nettir: anlaşılmak, kabul edilmek ve en önemlisi hayata karışabilmek. Ancak bugün bu çocukların en temel hakkı olan “çocukluk” bile ellerinden alınmış durumda. Çünkü çocuk çocukla büyür… Oyunla gelişir, akranıyla sosyalleşir, parkta, sokakta, bahçede kendini var eder. Ama otizmli çocuklar için bu alanlar ya hiç yok ya da fiilen kullanılamaz durumda…

Mahalle aralarında oyun oynayan çocuk gruplarına katılamayan, parkta farklı davrandığı için dışlanan, kalabalıkta zorlandığı için ailesi tarafından eve çekilmek zorunda kalan binlerce çocuk var. Bu çocuklar çoğu zaman dört duvar arasında büyüyor. Sessiz, görünmeyen, fark edilmeyen bir hayatın içinde… Bu bir tercih değil, zorunluluk. Çünkü toplum hazır değil, çünkü alan yok, çünkü anlayış yok…

Aileler için durum daha da ağır. Çocuğunu dışarı çıkardığında yargılanan, parkta diğer bakışlardan rahatsız olan, bir kriz anında destek görmek yerine eleştiriyle karşılaşan anne babalar zamanla geri çekiliyor. Ve sonuçta olan yine çocuğa oluyor: sosyalleşemeyen, oyun oynayamayan, yaşıtlarıyla bağ kuramayan bir çocukluk…

Eğitim sistemi içinde de benzer bir yalnızlık söz konusu. Kaynaştırma eğitimi var deniliyor ama uygulamada bu çocukların gerçekten “kaynaştığı” çok az örnek var. Çünkü kaynaşma sadece aynı sınıfta oturmak değildir; birlikte oyun oynamak, birlikte öğrenmek, birlikte büyümektir. Bu da ancak bilinçli bir ortamla mümkündür…

Oysa çözüm imkânsız değil. Bu çocukların güvenle oynayabileceği, ailelerin rahat edebileceği özel olarak düzenlenmiş oyun alanları, duyusal hassasiyetlere uygun parklar, bilinçlendirilmiş toplum… Bunlar hayal değil, birçok ülkede uygulanmış ve karşılığını vermiş modeller. Bizde ise hâlâ konuşma aşamasında…

Hukuken bakıldığında bu çocukların sosyal hayata katılım hakkı tartışmasızdır. Ama hakların varlığı, kullanılabildiği ölçüde anlamlıdır. Eğer bir çocuk parka gidemiyorsa, arkadaş edinemiyorsa, oyun oynayamıyorsa orada bir eksiklik vardır. Ve bu eksiklik bireysel değil, toplumsaldır…

Bugün yine “farkındayız” diyeceğiz. Ama gerçek farkındalık; bu çocukların evde hapis gibi büyüdüğünü görmekle başlar. Onların oyun hakkını, sosyalleşme hakkını, çocuk olma hakkını savunmakla anlam kazanır. Çünkü mesele sadece otizmi bilmek değil, o bilgiyle hayatı değiştirebilmektir…

Ve belki de en acı gerçek şu:

Her yıl 2 Nisan’da “farkındayız” diyoruz… ama aslında hiçbir şeyin farkında değiliz…

Yazar: Dedektif Gazeteci