SANDIKTAKİ FARKIN ARKASINDA NE VAR?
Ortaca’da günlerdir merakla beklenen YENİ Parti İlçe Başkanlığı ön seçimi bugün, 27 Eylül 2026 tarihinde yapıldı.
Bir tarafta uzun yıllardır siyasetin içinde olduğunu söyleyen, iki dönemdir Bahçelievler Mahalle Muhtarlığı görevini yürüten Aziz Türkmen; diğer tarafta geçmişte gençlik kolları başkanlığı ve il başkan yardımcılığı görevlerinde bulunan Umut Sivas vardı.
Her iki aday da günlerdir çalışmalarını sürdürüyor, parti üyeleriyle bir araya geliyor ve sandıktan kendi isimleriyle çıkmak için mücadele ediyordu.
Ve bugün sandık kuruldu.
Katılımın oldukça yüksek olduğu seçimde toplam 1.554 oy kullanıldı. 28 oyun geçersiz sayıldığı yarışta Umut Sivas 1.010, Aziz Türkmen ise 516 oy aldı.
Rakamlar açık.
Aradaki fark tam 494 oy.
Sonuçların açıklanmasının ardından Umut Sivas ile Aziz Türkmen’in birbirlerinin ellerini kaldırması, kucaklaşması ve Sivas’ın yaptığı kısa konuşmada, “Burada kaybeden yoktur. Hep birlikte kazandık, hep beraber başardık” demesi seçim gününün güzel görüntülerinden biri olarak kaldı.
Ancak sandık kapandıktan ve alkışlar dindikten sonra ortada cevap bekleyen başka bir soru kaldı:
Aziz Türkmen neden kaybetti?
Daha doğrusu, yaklaşık 30 yıllık bir siyasi geçmişten söz eden, iki dönemdir muhtarlık yapan, Ortaca’nın 27 mahalle muhtarından 26’sıyla sürekli istişare halinde olduğunu açıklayan Aziz Türkmen, 1.526 geçerli oyun neden yalnızca 516’sını alabildi?
Aziz Türkmen kendisini mi anlatamadı, yoksa anlattıkları parti üyelerini ikna etmeye mi yetmedi?
İşte bence üzerinde durulması gereken asıl mesele burada başlıyor.
Bir seçim sonucunu tek bir nedene bağlamak kolaydır. Ancak siyasette sandıktan çıkan her rakamın arkasında tek bir sebep olmayabilir. İletişim biçiminden seçmenle kurulan ilişkiye, kamuoyunda oluşan algıdan basınla ilişkilere kadar birçok unsur birlikte değerlendirilmek zorunda.
Ben de bu yazıda “Aziz Türkmen kesin olarak şu nedenle kaybetti” gibi altı doldurulamayacak bir hüküm kurmak yerine, seçim sürecinde gördüklerimi, yaşadıklarımı ve kamuoyuna yansıyan bazı gelişmeleri sandıktan çıkan 494 oyluk farkla yan yana koymak istiyorum.
Çünkü ortada yalnızca Umut Sivas’ın aldığı 1.010 oy yok.
Bir de Aziz Türkmen’in neden 516 oyda kaldığı sorusu var.
Aziz Türkmen, adaylık sürecinde 1996 yılından bu yana aktif siyasetin içinde olduğunu özellikle vurguladı. Bu, yaklaşık 30 yıllık bir siyasi geçmiş demek. Böylesine uzun bir siyasi geçmiş de ister istemez beraberinde önemli bir siyasi iletişim tecrübesi beklentisini getiriyor.
Ancak benim seçim sürecinde gördüğüm tabloya baktığımda, Türkmen’in kamuoyuyla ve basınla kurduğu iletişimin, yaklaşık 30 yıllık siyasi geçmişten beklenebilecek ölçüde güçlü, kapsayıcı ve sürdürülebilir olup olmadığı konusunda ciddi soru işaretleri oluştuğunu söylemem gerekiyor.
Siyaset yalnızca seçimden seçime ortaya çıkmak, toplantılarda konuşmak ya da bir makam için aday olduğunda insanlara ulaşmak değildir.
Hele yerel siyaset hiç değildir.
Yerel siyasette insanlara dokunmak zorundasınız. Esnafla, vatandaşla, mahalleliyle, basınla, sivil toplumla sürekli iletişim halinde olmanız gerekir. Sizi destekleyen insan kadar eleştiren insanı da dinlemek durumundasınız.
Burada özellikle basınla ilişkiler konusunda bir parantez açmak istiyorum.
Bir siyasetçinin basını “arkasına alması” gerektiğini söylemiyorum. Zaten gazetecinin görevi herhangi bir siyasetçinin arkasında veya karşısında saf tutmak değildir.
Ama siyasetçi de basını karşısına almamalı.
Basınla sağlıklı, şeffaf ve profesyonel bir iletişim kurmalı. Kendisine yöneltilen sorular hoşuna gitmese bile cevap verebilmeli; cevap vermek istemiyorsa da bunu açıkça söyleyebilmeli.
Çünkü gazeteci soru sorar.
Siyasetçi de o sorularla karşılaşacağını bilerek siyaset yapar.
Özellikle 1996 yılından bu yana siyasetin içerisinde olduğunu söyleyen bir ismin, basının kamuoyuyla siyaset arasındaki iletişim kanallarından biri olduğunu çok iyi bilmesi gerekir.
Ben Aziz Türkmen’le iletişimimde bunun eksikliğini zaman zaman bizzat yaşadım.
Kendisini görüşünü almak veya bir konuda soru sormak amacıyla aradığımızda telefonlara ulaşamadığımız, aramalarımıza dönüş alamadığımız zamanlar oldu. Daha önce de bir yazımda kendisine ulaşmak amacıyla üç kez telefon ettiğimi ancak dönüş alamadığımı açıkça yazmıştım.
Elbette hiç kimsenin günün 24 saati telefonunun başında beklemesini istemiyoruz.
Bir bakan, milletvekili veya belediye başkanının yoğun programı nedeniyle telefonlara anında dönememesini anlamak mümkündür. İl başkanlığı gibi görevlerde de zaman zaman yoğunluk yaşanması elbette doğaldır.
Ama siyasete talip olan bir insan açısından ulaşılabilir olmak bir ayrıntı değil, siyasetin kendisidir.
Vatandaş sizi yalnızca kürsüde görmek istemez.
Aradığında ulaşmak, derdini anlatmak, eleştirisini söylemek ister.
Gazeteci de soru sormak ister.
Sizi destekleyen kişilerin telefonlarına cevap verip eleştirel soru sorabilecek kişilerle iletişim kurmaktan kaçındığınız yönünde bir algı oluşursa, bunun siyaseten üzerinde düşünülmesi gerekir. Burada bunun Türkmen’in genel davranış biçimi olduğunu kesin bir hüküm olarak söylemiyorum. Ancak benim yaşadığım iletişim sorunları ve seçim sürecinde oluşan izlenim açısından bunu görmezden gelmem de mümkün değil.
Çünkü siyaset biraz da ulaşılabilir olma sanatıdır.
İlçe siyaseti masa başından yürütülecek bir iş değildir. Çarşıda, pazarda, mahallede, esnafın yanında, vatandaşın sorununda görünür olmanız gerekir. Sadece konuşmanız değil, dinlemeniz de gerekir.
Üstelik Aziz Türkmen Ortaca’nın yabancı olduğu bir isim de değil.
İki dönemdir Bahçelievler Mahalle Muhtarı.
Kendisinin açıklamasına göre Ortaca’daki 27 mahalle muhtarından 26’sıyla sürekli istişare halinde.
Yaklaşık 30 yıllık siyasi geçmişten söz ediyor.
Bütün bunları yan yana koyduğumuzda insan ister istemez yeniden aynı soruya dönüyor:
Bu kadar geniş bir siyasi ve yerel ilişki ağına sahip olduğunu söyleyen Aziz Türkmen, sandıkta neden 516 oyda kaldı?
Seçim sürecinin bir başka dikkat çekici tarafı da sosyal medyaydı.
Türkmen’in adaylığıyla ilgili paylaşımların altında destek mesajları kadar eleştirel ve olumsuz yorumların da bulunduğu görüldü. Muhtarlık döneminden bazı uygulamalarına kadar çeşitli konular üzerinden eleştiriler ve iddialar gündeme getirildi.
Burada özellikle altını çiziyorum:
Sosyal medyada yazılan her yorum doğru kabul edilemez.
Bir kişinin yazdığı iddiayı araştırmadan gerçekmiş gibi aktarmak da gazetecilik değildir.
Nitekim Aziz Türkmen de seçim öncesinde kendisi hakkında yapılan bazı paylaşımları “karalama” olarak nitelendirdi ve bunlara yönelik açıklamalarda bulundu.
Dolayısıyla sosyal medyada oluşan bu havanın sandığa kaç oy olarak yansıdığını söylememiz mümkün değil.
Belki hiç yansımadı.
Belki bir miktar etkiledi.
Bunu bilmiyoruz.
Ama 1.010’a karşı 516 gibi belirgin bir sonuç ortaya çıktıktan sonra, seçim öncesinde Türkmen’in adaylığı etrafında oluşan eleştirel atmosferi de tamamen görmezden gelmek doğru olmaz.
Madalyonun diğer tarafında ise Umut Sivas vardı.
Sivas seçim sürecinde özellikle birlik, beraberlik, ortak akıl ve örgütün güçlendirilmesi üzerinde durdu. Sandıktan 1.010 oyla çıktıktan sonra verdiği ilk mesajda da aynı çizgiyi sürdürdü.
Sonuç açıklandığında rakibi Aziz Türkmen’le el ele verdi, birlikte salondakileri selamladılar ve birbirlerini kucakladılar.
Ardından mikrofonu eline alan Sivas’ın ilk sözlerinden biri şu oldu:
“Burada kaybeden yoktur.”
Devamında da:
“Hep birlikte kazandık, hep beraber başardık. Aziz ağabeyime de teşekkür ediyorum. Hep beraber yürüyeceğiz. Örgütümüzü Ortaca’da daha güçlü bir hale getireceğiz.”
dedi.
Umut Sivas’ın aldığı 1.010 oyun tamamının hangi gerekçelerle verildiğini bilmemiz mümkün değil. Dolayısıyla “üyeler şu nedenle Umut Sivas’ı tercih etti” demek de doğru olmaz.
Ancak seçim öncesinde kullandığı birlik ve beraberlik söylemiyle sandık sonrasında verdiği mesaj arasında belirgin bir devamlılık olduğu görülüyor.
Sonuçta sandık konuştu.
Umut Sivas 1.010.
Aziz Türkmen 516.
Fark 494 oy.
Aziz Türkmen kendisini mi anlatamadı?
Yoksa anlattıkları üyeleri ikna etmeye mi yetmedi?
Basın ve kamuoyuyla kurduğu iletişimde eksik kalan noktalar mı vardı?
Ulaşılabilirlik konusunda oluşan soru işaretlerinin bir karşılığı oldu mu?
Seçim öncesinde sosyal medyada oluşan eleştirel hava sandığa ne ölçüde yansıdı?
Yoksa bütün bunların dışında, parti üyelerinin tercihini belirleyen çok daha farklı dinamikler mi vardı?
Bu soruların her birini sormak mümkün.
Ancak bunlardan herhangi birini 494 oyun kesin nedeni olarak göstermek mümkün değil.
Bunu yaparsak analiz değil, tahmin yazmış oluruz.
Ama bir gerçek var ki onu tartışmaya gerek yok:
Sandık 1.010’a 516 çıktı.
Yaklaşık 30 yıllık siyasi geçmişten söz eden, iki dönemdir muhtarlık yapan ve Ortaca’daki 27 mahalle muhtarından 26’sıyla istişare halinde olduğunu söyleyen Aziz Türkmen açısından bu sonuç üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir sonuçtur.
Belki de bundan sonra sorulması gereken soru yalnızca:
“Umut Sivas nasıl kazandı?”
değildir.
Aziz Türkmen’in aynayı biraz da kendisine çevirerek sorması gereken başka bir soru olduğunu düşünüyorum:
“Ben nerede eksik kaldım?”
Çünkü siyasette bazen sandık yalnızca kimin kazandığını söylemez.
Kimin nerede eksik kaldığını düşünmesi gerektiğini de söyler.
Makale : Dedektif Gazeteci Ali ERTURAN


