Ayvalık’ta olan bitene baktığımda, bunun sıradan bir adli vaka olmadığını açıkça görüyorum. Bu, doğrudan kamu adına görev yapan bir gazeteciye yönelmiş organize bir gözdağıdır.
13-14 yıldır sahada olan, 7 yıldır TRT’nin Ayvalık temsilciliğini yapan Gazeteci Yüksel Kalkan’dan söz ediyorum. Bölgesinde kamu yararını önceleyen, eleştiren, sorgulayan bir gazeteci. Ve ben şunu net söylüyorum: Bir gazeteci görevini yaptığı için sokak ortasında 6 kişinin saldırısına uğruyorsa, bu sadece bir darp olayı değildir. Bu, basın özgürlüğüne açık saldırıdır.
Kamera kırılıyor. Gözlük kırılıyor. Kafa göz kan içinde kalıyor. Hastanelik ediliyor. Üstelik çevredeki vatandaşlar müdahale etmek isterken “bırakın” denilerek saldırının devam etmesine izin verilmek isteniyor. Bu tabloyu gördüğümde aklıma tek bir kelime geliyor: sindirme.
Olayın ardından 2 kişinin tutuklanması, 2 kişinin adli kontrolle serbest bırakılması elbette önemli. Ama yetmez. Çünkü burada asıl mesele, bu cesaretin nereden geldiğidir. Daha vahimi ise tutuklananlardan birinin belediye başkanının koruması olduğuna dair iddialar. Eğer bu doğruysa, bu artık bireysel değil, kurumsal bir sorundur.
Ben bu noktada hukuku hatırlatıyorum. Anayasa’nın 26. ve 28. maddeleri açık: ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü güvence altındadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ise çok daha net bir çizgi çizer: siyasetçiler ve kamu gücünü kullananlar, sıradan vatandaşlara göre çok daha geniş eleştiri sınırlarına katlanmak zorundadır. Çünkü onlar kamu adına yetki kullanır. Eleştiri onların denetimidir.
Şimdi dönüp Ayvalık’a bakıyorum. Sadece bu olay mı? Hayır.
19 Mart 2026’da Balıkesirim.net’te yer alan bir haber… Didem Özbek isimli bir kadın, sosyal medyada belediyeyi eleştirdiği için zabıta tarafından darp edildiğini iddia ediyor. Telefonunun alınmak istendiği söyleniyor. Belediye bu iddiaları reddediyor. Ama ben şunu söylemeden geçemem: Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
Daha önemlisi, Yüksel Kalkan’ın kendisi bu olayın yaşandığını teyit ediyor. Kadının Ayvalık’tan ayrılmak zorunda kaldığını söylüyor. Şimdi burada iki ayrı olay var ama aynı ortak nokta: eleştiri ve ardından gelen şiddet iddiası.
Ben bu tabloyu yan yana koyduğumda, ortada ciddi bir yönetim sorunu görüyorum.
Ayvalık Belediyesi, CHP’li Belediye Başkanı Mesut Ergin yönetiminde yaklaşık 7 yıldır görevde. Ama ben şunu soruyorum: Bu 7 yılın sonunda eleştiriye tahammül seviyesi buysa, burada bir şeyler yanlış gidiyor demektir.
Ve tam bu noktada insan ister istemez soruyor: Bu bir belediye mi, yoksa mafyavari yöntemlerin konuştuğu bir düzen mi?
Daha da dikkat çekici olan şu: Yüksel Kalkan geçmişte önceki belediye başkanını da sert şekilde eleştirmiş bir gazeteci. Ama o dönemde böyle bir saldırı yaşanmamış. Demek ki mesele gazetecilik değil. Mesele yönetim anlayışı.
Bugün AK Partisi’nden, MHP’sinden, İYİ Partisi’nden kentin farklı kesimlerinden insanlar Yüksel Kalkan’ı arayıp geçmiş olsun diyorsa, eski belediye başkanı bile destek veriyorsa, bu olayın sıradan bir tartışma olmadığını herkes görüyor demektir.
Ben burada bir başka noktaya daha dikkat çekiyorum. CHP Genel Başkanı Özgür Özel sürekli “iktidara yürüyoruz” diyor. Peki ben soruyorum: Eleştiriye bu kadar tahammülsüz, gazeteciye saldırının gölgesinde kalan, vatandaşın telefonuna uzanıldığı iddialarıyla anılan bir yerel yönetim anlayışıyla mı iktidara yürünecek?
Bu şekilde yürünmez.
Demokrasi, miting meydanlarında verilen sözlerle değil, eleştiriye gösterilen tahammülle ayakta durur. Gazetecinin rahatça soru sorabildiği, vatandaşın korkmadan konuşabildiği yerde vardır.
Benim gördüğüm tablo ise bunun tam tersi.
Eğer bir şehirde gazeteci darp ediliyorsa, eğer bir kadın sosyal medya paylaşımı yüzünden şiddet gördüğünü söylüyorsa ve bu iddialar refleks olarak reddediliyorsa, orada “yönetim” değil, baskı algısı oluşur.
Ve bu algı, en tehlikelisidir.
Son sözüm net: Yüksel Kalkan’a yapılan saldırıyı en sert şekilde kınıyorum. Bu sadece bir gazeteciye değil, halkın haber alma hakkına yapılmış bir saldırıdır. Bu zihniyet değişmediği sürece ne Ayvalık’ta ne huzur olur ne de bu anlayışın temsilcileri için gerçek anlamda bir iktidar yolu açılır.
Gazeteciye el kaldırılan yerde demokrasi yoktur. Nokta.
Haber : Gazeteci Ali ERTURAN
Uluslararası Gazeteciler Delegasyonu
Genel Başkanı



