Bir çocuğun sesi bazen bir kelimeyle, bazen bir bakışla, bazen de hiç çıkmayan bir cümleyle duyulur. Ama asıl mesele, o sesi duyacak bir toplumun olup olmadığıdır. Otizmli çocukların hikâyesi tam da burada başlıyor: Sesleri var, ama çoğu zaman karşılığı yok…
Otizm tanısı almış çocuklar için hayat yalnızca bir gelişim süreci değil, aynı zamanda sürekli bir mücadele alanıdır. Bu mücadele sadece onların değil; annelerin, babaların ve çoğu zaman bütün ailenin omuzlarına yüklenir. Dışarıdan bakıldığında “evde vakit geçiren” bir çocuk ve “çocuğuna bakan” bir ebeveyn gibi görülen bu tablo, gerçekte çok daha derin bir yalnızlığın ve yorgunluğun fotoğrafıdır. Çünkü bu çocukların önemli bir kısmı, toplumla temas kurabilecekleri alanlara erişemiyor. Parklar var ama uygun değil, oyun alanları var ama kapsayıcı değil, insanlar var ama çoğu zaman anlayış yok…
“Çocuk çocukla büyür” denir. Bu cümle, otizmli çocuklar için çoğu zaman gerçekleşemeyen bir gerçeği ifade eder. Çünkü bu çocukların çoğunun oyun oynayacak arkadaşı yoktur. Kaynaşacak, birlikte düşecek, birlikte gülecek bir çevreye sahip değillerdir. Bir parkta diğer çocuklarla aynı salıncağa binmek bile bazen mümkün olmaz. Çünkü bakışlar vardır; yargılayan, anlamayan, uzak duran bakışlar… İşte bu yüzden birçok aile zamanla dışarı çıkmamayı tercih eder. Bu bir tercih değil, mecburiyettir. Böylece evler, çocuklar için güvenli bir alan olmanın ötesine geçip adeta bir sınır çizgisine dönüşür…
Otizmli çocukların “dışlanması” çoğu zaman bilinçli bir kötülükten değil, bilgisizlikten ve duyarsızlıktan kaynaklanır. Ancak sonuç değişmez: Çocuklar yalnızlaşır, aileler sosyal hayattan kopar. Anne-babalar fiziksel olarak değilse bile duygusal olarak tükenir. Günlük hayat, bir nefes alıp verme döngüsüne sıkışır. Tam da bu noktada, toplum olarak neye öncelik verdiğimiz sorusu önem kazanır. Çünkü bir yanda çocukların sosyalleşebileceği bir alan ihtiyacı ortadayken, diğer yanda daha temel meseleleri dahi çözememişken büyük ve gerçeklikten kopuk projelerin peşinde koşan anlayışlar da vardır. Kaynağı olmayan yere su fabrikası kurmaya kalkışanlar gibi… Bu noktada “o da kim?” diye bir düşünceye daldığınızı görür gibiyim; zamanı geldiğinde konuşulacaktır…
Halk arasında bir söz vardır: “Ayranı yok içmeye, tahtırevanla gider…” Yani elindekini doğru kullanamayanın, boyunu aşan işlere kalkışmasının kimseye faydası olmaz. Daha çöpünü toplamaktan aciz olanların, toplumun en hassas ihtiyacını görmezden gelip büyük projelerden söz etmesi, sadece bir çelişki değil; aynı zamanda bir sorumluluk eksikliğidir. Oysa mesele çok basittir: Önce gerçekten ihtiyaç olanı görmek, sonra ona çözüm üretmek…
Türkiye’de devletin bu noktada sunduğu destekler, özellikle evde bakım maaşı gibi uygulamalar, aileler için önemli bir nefes alanı yaratmaktadır. Bu destekler her ne kadar tüm yükü ortadan kaldırmasa da, en azından ailelerin bir kısmına ekonomik ve psikolojik anlamda bir dayanak sunar. Bu, görmezden gelinmemesi gereken bir adımdır. Ancak mesele yalnızca maddi destekle çözülebilecek bir konu değildir. Asıl ihtiyaç, sosyal hayata katılımı mümkün kılan, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir anlayıştır…
Her yıl 2 Nisan’da yapılan paylaşımlar, bir günlüğüne artan bir görünürlük sağlıyor. Ancak ertesi gün aynı hızla unutuluyor. Oysa otizm, bir gün hatırlanacak bir konu değil; her gün yaşanan bir gerçekliktir. Farkındalık, yalnızca sözle değil, günlük hayatta kurulan temasla, gösterilen sabırla ve geliştirilen somut adımlarla anlam kazanır…
Bu süreçte bir gerçeği de açıkça görmek gerekiyor: Otizmli çocuklar için verilen bu mücadelede yalnız değiliz. Sayıları çok olmasa da, gerçekten yanımızda olan, bizi anlayan ve bu çocuklar için yol açmaya çalışan insanlar var. Onların desteği, bazen bir kapıyı aralayan en önemli güç oluyor. Emek veren, iyi niyetle katkı sunan herkese gönülden teşekkür borçluyuz. Çünkü bu yolda atılan her samimi adım, bir çocuğun hayatına dokunma ihtimalidir. Öte yandan, köstek olmayı tercih edenler de yok değil. Ancak herkes kendi niyetiyle, kendi yaptıklarıyla anılır. Zaman, kimin ne için durduğunu en doğru şekilde ortaya koyacaktır.
Biz ise tarafımızı seçtik. Biz çocukların tarafındayız. Sesini duyuramayanların, oyun oynayamayanların, arkadaş bulamayanların tarafındayız. Mücadelemiz de buradan geliyor.
Görmek isteyen zaten görüyor. Anlamak isteyen zaten anlıyor. Geriye kalanlar için ise zaman en doğru cevabı verecektir… Sevgilerimle
Ali ERTURAN / Dedektif Gazeteci
dedektifgazeteci@gmail.com



