Son günlerde Muğla’nın Ortaca ilçesinde yaşanan ve CHP’li bazı belediye meclis üyelerinin disipline sevk edilmesiyle gündeme gelen sürecin kamuoyunda yanlış algılandığını görüyorum. Bu işin doğrusunu ben size anlatayım; yazımı dikkatle okuyun…
Ortaca Belediyesi’nde yaşanan bu tablo aslında bir günde ortaya çıkmış bir mesele değil. Bugün konuşulanların temeli, Evren Tezcan’ın göreve geldiği ilk döneme kadar uzanıyor. O süreçte, belediyenin iştiraki olan Dalbel şirketinin yönetim kurulu başkanlığına meclis üyesi İbrahim İlhan getirilmişti. İlhan göreve geldikten sonra, daha önce Dalbel’de çalışmış ve şirket işleyişine hakim olan Özlem Tözen’i sürece dahil etti. Ancak bu görevlendirme resmi bir atama değildi; daha çok şirketin hesaplarını kontrol etmesi ve işleyişi gözden geçirmesi amacıyla yapılan bir katkıydı…
Buradaki eksik ise daha sonra ortaya çıktı. Çünkü bu görevin resmiyet kazanması için belediye meclisinden karar alınması gerekiyordu ve bu süreç tamamlanmamıştı. Muğla Büyükşehir Belediyesi’nden gelen müfettişlerin incelemeleri sırasında bu eksiklik tespit edildi. Bunun üzerine Nisan ayı meclisinde konu gündeme alındı ve bu durumun resmileştirilmesi için oylamaya sunuldu…
İşte kırılma noktası tam olarak burası oldu. 11 meclis üyesi “evet” oyu verirken, aynı partiden 7 isim “hayır” dedi. Ali Mürşit Yağmur, Haluk Gürel, Selda Çetintürk, Emre Acar, Ünal Yağız, Can Sarol ve İlhan Karadavut… Bu isimlerin grup kararına uymayarak farklı oy kullanması süreci disiplin aşamasına taşıdı. Yani kamuoyunda konuşulduğu gibi “birilerinin talimatıyla disipline verilme” durumu yok. Bu tamamen parti içi grup kararına uyulmamasından kaynaklanan bir süreç…
Ama ben meseleyi sadece bu oylamayla sınırlı görmüyorum. Çünkü geriye dönüp baktığımda, bugün yaşananların aslında daha önce sinyal verdiğini açıkça görüyorum…
İbrahim İlhan’ın istifasını hatırlayın. Görevinden ayrılırken kullandığı ifadeler sıradan değildi; zehir zemberek sözlerle istifasını duyurmuştu. O istifa günlerce Ortaca’da konuşuldu, tartışıldı, yankılandı. Ama İlhan o açıklamasında dikkat çeken bir şey daha yaptı: Belediye içinde baskı gördüğünü söyledi, ancak bu baskıyı yapan grubun isimlerini hiçbir zaman açıklamadı…
Bugün yaşananlarla birlikte o tablo netleşmeye başladı. O dönemde adı konulamayan, perde arkasında kalan o yapı, şimdi somut şekilde karşımızda duruyor…
Ben bu süreci araştırdıkça şunu daha net duydum: Bu 7 kişilik grup, mevcut yönetimle aynı çizgide değil ve hedeflerinde doğrudan Evren Tezcan olduğu iddia ediliyor. Neden istemiyorlar, bu ayrı bir tartışma konusu. Ama ortada artık inkâr edilemeyecek bir gerçek var; belediye içinde bir gruplaşma var ve bu gruplaşma karar mekanizmalarını etkiliyor…
Bir dönem “Ortaca Belediyesi ikiye bölündü” deniyordu. Açık konuşayım, o günlerde bu iddialar bana biraz abartılı gelmişti. Ama bugün gelinen noktada görüyorum ki o söylentiler boş değilmiş. İçeride kendi içinde ayrışan, kendi kararını alan bir yapı oluşmuş…
Ve burada benim takıldığım nokta şu: Ortaca halkı bu insanları Ortaca’ya hizmet etsin diye seçti…
Ortaca halkı sandığa giderken “gidin birbirinizle mücadele edin” demedi. İnsanlar oy verirken hizmet bekledi. Yol, proje, çözüm bekledi. Ama bugün gelinen noktaya bakıyorum; hizmetten çok iç çekişme konuşuluyor…
Bir belediye meclisi kendi içinde muhalefet üretmeye başladığında, orada enerjinin büyük kısmı hizmete değil, tartışmaya gider. Bu da doğrudan vatandaşa yansır. Geciken işler, çözülemeyen sorunlar, ilerlemeyen projeler…
Siyaset elbette farklı görüşlerin olduğu bir alan. Ama aynı çatı altında, aynı sorumluluğu taşıyan insanların kendi içinde sürekli karşı karşıya gelmesi, artık siyasi bir duruş değil; yönetim krizidir…
Benim gördüğüm tablo net: Ortaca’da yaşanan bu süreç bir oylama meselesi değil, bir yön arayışı meselesidir. Ve bu yön arayışı çözülmeden, Ortaca’nın önüne bakması da kolay olmayacak…
Ve en sonunda şunu söyleyeyim: Bir şehirde siyaset hizmetin önüne geçtiği an, kaybeden sadece taraflar olmaz… o şehrin geleceği olur…
Haber : Dedektif Gazeteci



