Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde geçtiğimiz aylarda gündeme gelen ve bir dönem Türkiye’nin dört bir yanında konuşulan Nükleer Tıp Merkezi olayı, aradan geçen zamana rağmen akıllardaki soru işaretlerini tam anlamıyla ortadan kaldırmış değil. Ben de bu süreci yakından takip eden bir gazeteci olarak, gelinen noktayı kamuoyuna anlatmak istiyorum…
Hatırlanacağı üzere, hastanede görev yapan uzman doktor O.K.’nin ortaya attığı “hastalara fazla doz uygulandığı” yönündeki iddialar kısa sürede büyümüş, konu ulusal basına kadar taşınmıştı. Sendika temsilcisi aracılığıyla servis edilen bu iddialar sonrası olay bir anda gündemin merkezine oturmuştu…
Hastalar büyük bir endişe yaşamış, “Bana da yanlış doz mu verildi?” sorusu günlerce konuşulmuştu. Sağlık Bakanlığı’nın devreye girmesiyle müfettişler hastanede inceleme başlattı. O süreçte hastaneye çok sayıda dilekçe verildi, yeniden tetkik olmak isteyen hastaların başvuruları dikkat çekti. Kamuoyunda ciddi bir panik havası oluştu…
Ancak aradan geçen sürede, iddiaların yarattığı büyük korkuya rağmen herhangi bir ölüm ya da doğrudan “fazla dozdan kaynaklı” somut bir mağduriyetin kamuoyuna yansımadığı da biliniyor. Benim gördüğüm tablo şu: Çok büyük bir spekülasyon oluştu ama bu spekülasyonu net ve tartışmasız sonuçlarla destekleyen bir tablo ortaya konulamadı…
Sürecin merkezindeki isimlerden biri olan uzman doktor O.K.’nin ise daha sonra Sivas’a tayin edildiği biliniyor. Öte yandan, söz konusu doktorun tayininin ardından bir yıl izin aldığı yönünde iddialar da kamuoyunda konuşuluyor…
Öte yandan iddiaların ardından hastanede hizmet alımı yapılan firmanın sözleşmesi feshedildi, teminatı yakıldı ve firma cihazlarını çekerek hastaneden ayrıldı. Konu yargıya taşındı ve mahkeme süreci halen devam ediyor. O dönemde görev alan herkesin yargı önünde ifade vermesi yönünde karar alındığı da belirtiliyor. Bana göre bu doğru bir adımdır; herkes çıkmalı ve bildiğini anlatmalıdır…
Bugün gelinen noktada ise dikkat çeken bir tablo var.
Edinilen bilgilere göre hastanede şu anda tek cihazla ve yaklaşık 13 personelle hizmet verilmeye çalışılıyor. Buna rağmen randevuların 6 ay hatta 1 yıl sonrasına verildiği yönünde iddialar bulunuyor…
İşte tam da burada kritik soru ortaya çıkıyor:
13 personelle çalışılan bir sistemde bu kadar uzun randevu süreleri oluşuyorsa, ortada bir verimlilik sorunu yok mu?
Çünkü geçmişte hizmet alımı varken tablo çok farklıydı. Firma bünyesinde yaklaşık 5 personel görev yapmasına rağmen hem kendi cihazları hem de kamunun cihazı çalıştırılıyor, günlük çok sayıda çekim yapılabiliyordu. Randevular ise aylar sonrasına değil, 1-2 hafta sonrasına veriliyordu.
Yani daha az personelle daha fazla iş üretilen bir sistem varken, bugün daha fazla personelle daha az hizmet üretildiği yönünde bir tablo ortaya çıkıyor…
Ben bunu açıkça ifade edeyim:
Bu durumun kamu kaynaklarının etkin kullanımı açısından sorgulanması gerekir.
Şimdi ise yeniden bir hizmet alımı planlandığı konuşuluyor. Ancak burada da tartışmalı bir model gündemde. İddialara göre, özel sektör kendi cihazını kendisi çalıştıracak, kamunun cihazını ise kamu personeli işletecek…
Ben açık konuşayım: Böyle bir modelde verimlilik nasıl sağlanacak?
Çünkü mevcut tablo bile tartışma konusuyken, benzer bir sistemin devam etmesi halinde ortaya çıkabilecek sonuçların iyi hesaplanması gerekir…
Nitekim bazı illerde (örneğin Aydın ve Adıyaman’da) farklı modeller uygulandığı ve daha yüksek verim alındığı yönünde değerlendirmeler de bulunuyor…
Buradan açıkça sormak gerekiyor:
Muğla’da neden farklı bir yol tercih ediliyor?
Öte yandan daha önceki süreçte ortaya atılan “kamu zararı” iddialarına ilişkin müfettiş raporlarında, iddiaların aksine kamu zararı oluşmadığı yönünde değerlendirmeler bulunduğu da öne sürülüyor. Ancak bugün gelinen noktada ortaya çıkan tablo, kamu kaynaklarının ne kadar etkin kullanıldığı sorusunu yeniden gündeme getiriyor…
Çünkü mesele sadece bir hastanenin iç işleyişi değil;
mesele doğrudan vatandaşın sağlığı, zamanla yarışan hastaların umudu ve kamu kaynaklarının doğru kullanımıdır…
Ben soruyorum, kamu adına soruyorum:
Kamunun cihazını kamu, özel sektörün cihazını özel sektörün çalıştıracağı bu modelin gerçekten doğru bir karar olduğundan emin misiniz?
Haber : Dedektif Gazeteci



