Ana Sayfa Arama Galeri Video
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya

DAVUL BİLE DENGİ DENGİNE

Toplumların hafızasında yer eden atasözleri, yalnızca sözlü kültürün değil, aynı

Toplumların hafızasında yer eden atasözleri, yalnızca sözlü kültürün değil, aynı zamanda insan ilişkilerine dair yüzyılların süzülmüş gerçekliğinin de bir yansımasıdır. “Davul bile dengi dengine çalar” sözü de bu birikimin en çarpıcı ifadelerinden biridir. Bu söz, yalnızca bir uyum meselesini değil; aynı zamanda insanın sosyal, psikolojik ve duygusal dengesiyle ilgili derin bir gerçeği ortaya koyar…

Denklik çoğu zaman yanlış anlaşılır. İnsanlar bunu yalnızca maddi güç ya da sosyal statü üzerinden yorumlar. Oysa denklik çok daha geniş bir çerçevede ele alınmalıdır. Eğitim seviyesi, kültürel arka plan, yaş, yaşam tarzı ve değerler sistemi gibi birçok unsur bu denklik kavramının temelini oluşturur. Aynı frekansta düşünebilmek, benzer sorumluluk anlayışına sahip olmak ve hayata benzer pencereden bakabilmek, ilişkilerde sürdürülebilir mutluluğun anahtarıdır. Bu yüzden denklik; “aynı olmak” değil, “aynı düzlemde buluşabilmek”tir…

İnsan ilişkilerinde en büyük sınavlardan biri uyumdur. Farklı beklentiler, farklı hayaller ve farklı yaşam standartları zamanla çatışma üretir. Yaş, deneyim ve beklenti farkı arttıkça, taraflardan birinin sürekli fedakârlık yapmak zorunda kaldığı görülür. Bu durum ise uzun vadede yıpranma ve mutsuzluk getirir. Mutluluk çoğu zaman büyük farklılıkları yönetebilmekten değil, zaten benzer bir zeminde buluşabilmekten doğar…

Toplumda sıkça karşılaşılan bir düşünce vardır: “Ben onu değiştiririm, ben onu yukarı çekerim.” Ancak hayatın gerçekleri çoğu zaman bunun tam tersini gösterir. İnsan doğası gereği bulunduğu konfor alanını koruma eğilimindedir. Bir taraf sürekli yükselmeye çalışırken, diğer taraf aynı hızda gelişemiyorsa arada bir boşluk oluşur. Bu boşluk zamanla gerilime dönüşür. Sonunda ya yukarıda olan aşağıya çekilir ya da aşağıda olan yukarıya uyum sağlayamaz. Her iki durumda da denge bozulur…

Türk toplumunun yüzyıllardır dilden dile aktardığı atasözleri incelendiğinde, benzer mesajların tekrar tekrar vurgulandığı görülür. Bu durum, bireysel deneyimlerin ötesinde, toplumsal bir gerçekliğin altını çizer. Çünkü bu sözler birer tesadüf değil; yaşanmışlıkların ortak sonucudur…

Farklı seviyelerdeki insanlar arasında zamanla iletişim kopukluğu oluşur. Aynı dili konuşuyor gibi görünseler de aslında farklı dünyalara aittirler. Beklentiler örtüşmez, bakış açıları çatışır. Bir süre sonra taraflardan biri diğerini yetersiz görmeye başlar. Sürekli denge kurmaya çalışan taraf ise yorulur, tükenir. Bu noktada mesele artık sevgi değil, sürdürülebilirlik haline gelir…

Sevgi elbette güçlü bir bağdır ancak tek başına yeterli değildir. Uyumla desteklenmeyen sevgi zamanla yerini çatışmaya bırakır. Hayat bir ritimdir ve bu ritimde birlikte yürüyebilmek için aynı tempoya sahip olmak gerekir. Aksi halde biri hızlanır, diğeri geride kalır ve ortaya uyumsuz bir ses çıkar…

İnsan, kendisini yukarı taşıyan ilişkilerde büyür; kendisini aşağı çeken ilişkilerde ise yavaş yavaş tükenir. Bu yüzden mesele sadece birini sevmek değil, aynı yolda birlikte yürüyebilmektir. Ve çoğu zaman hayat, herkesi eninde sonunda kendi dengini bulmaya götürür…

Son olarak ben de şunu söylemiş olayım; yılların sahasında insan hikâyelerini gözlemlemiş biri olarak şunu net bir şekilde görüyorum: İnsan, kendisine denk olmayan bir ilişkide ya kendinden verir ya da kendini kaybeder. Ne kadar iyi niyetli olursa olsun, ne kadar çabalarsa çabalasın, denge yoksa huzur

da kalıcı olmaz. Bu yüzden herkesin önce kendi değerini bilmesi, sonra da kendi dengine yürümeyi öğrenmesi gerekir…

Haber : Dedektif Gazeteci