Ana Sayfa Arama Galeri Video
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya

Özkan Yalım Olayından Çıkartmamız Gereken Bir Ders Var: Görmezden Gelinen Gerçekler Nasıl Patladı?

Son günlerde Türkiye’nin gündemi öyle hızlı değişiyor ki, hangisini konuşacağımızı

Son günlerde Türkiye’nin gündemi öyle hızlı değişiyor ki, hangisini konuşacağımızı bazen şaşırıyoruz. Ama kabul edelim, bazı olaylar var ki diğerlerinin önüne geçiyor, adeta gündemin tepesine oturuyor. İşte Özkan Yalım meselesi de tam olarak böyle bir konu oldu. Herkes bir şey konuşuyor, herkesin bir yorumu var. Ama ben bugün herkesin konuştuğunu değil, kimsenin yeterince üzerinde durmadığı bir noktayı anlatmak istiyorum…

Ben bu süreci dışarıdan izleyen biri olarak şunu açıkça görüyorum: Bu olay aslında bir anda patlamadı. Günlerdir, haftalardır hatta belki daha uzun süredir yazılan, çizilen, anlatılmaya çalışılan bir sürecin sonucuydu. Uşak’ta bir gazeteci defalarca yazmış, anlatmış, kamuoyunu uyarmaya çalışmış. Ama çoğu zaman ciddiye alınmamış. Hatta bununla da kalmamış, mahkemelik olmuş, ceza almış, baskı görmüş. Buna rağmen geri adım atmamış. Yazmaya devam etmiş…

Ve bugün gelinen noktada, o günlerde görmezden gelinen birçok iddianın artık herkesin dilinde dolaştığını görüyoruz…

Benim burada takıldığım yer tam olarak burası…

Biz neden yerel medyayı ciddiye almıyoruz?

Ben şuna inanıyorum: Yerel medya, bulunduğu ilin, ilçenin en güçlü gözüdür, kulağıdır. Ulusal medya her yere yetişemez. Türkiye’nin dört bir yanında olup biten her şeyi anlık takip etmesi mümkün değildir. Ama yerel gazeteci öyle değildir. Kendi şehrinde ne oluyorsa bilir. Sokakta konuşulanı da duyar, kapalı kapılar ardında döneni de hisseder. Çünkü oradadır, içindedir, birebir temas halindedir…

Bu yüzden ben yerel gazeteciyi sadece haber yapan biri olarak görmüyorum. Bana göre yerel gazeteci, bulunduğu yerde kamunun bekçisidir…

Eğer o gazeteci bir konuyu ısrarla yazıyorsa, bir şeyi tekrar tekrar gündeme getiriyorsa, orada durup düşünmek gerekir. “Bu adam neden bu kadar ısrarcı?” diye sormak gerekir. Çünkü kimse durduk yere kendini riske atmaz. Hele ki mahkeme, ceza, baskı gibi sonuçları göze alarak bunu yapıyorsa, ortada ciddiye alınması gereken bir durum vardır…

Benim gördüğüm şu: Biz çoğu zaman olayı patladıktan sonra konuşuyoruz. Gündem olduktan sonra herkes yorum yapıyor. Ama işin başında, o ilk uyarılar yapılırken kimse dönüp bakmıyor. Hatta bazen alay ediliyor, bazen “abartıyor” deniliyor, bazen de tamamen yok sayılıyor…

Oysa belki de en kritik an, tam da o ilk yazıların yazıldığı zamandır…

Bugün Özkan Yalım olayı konuşulurken, kamuoyunda bambaşka detaylar öne çıkmış durumda. İnsanlar iddiaların özünden çok magazin tarafını tartışıyor. Ama ben burada durup şunu söylüyorum: Asıl mesele bu değil. Asıl mesele, bu noktaya nasıl gelindiği…

Çünkü eğer biz yerel medyada yazılanları zamanında ciddiye alsaydık, belki de bu süreç çok daha erken aydınlatılacaktı. Belki de bu kadar büyümeden çözülecekti…

Burada sadece vatandaşlara değil, özellikle yöneticilere de büyük bir sorumluluk düştüğünü düşünüyorum. Bu mesele parti meselesi değil. Bu mesele “o parti, bu parti” meselesi hiç değil. Hangi partiden olursa olsun, hangi görevde olursa olsun, yerel medyada yazılanlar dikkate alınmalıdır…

Çünkü bir yerde bir haksızlık, hukuksuzluk ya da yolsuzluk varsa, bunun ilk sinyali çoğu zaman yerel basında çıkar…

Ben kendi adıma şunu çok net söylüyorum: Yerel medyayı küçümsemek, aslında gerçeği küçümsemektir. Ve gerçek, bir gün mutlaka ortaya çıkar. Ama mesele onun ne zaman ortaya çıktığıdır…

Erken mi fark ediyoruz, yoksa iş işten geçtikten sonra mı?

İşte Özkan Yalım olayı bana tam olarak bunu düşündürdü.

Ben bu yaşananlardan şunu öğrendim: Bir yerel gazeteci yazıyorsa, hem de defalarca yazıyorsa, durup okumak gerekir. Anlamaya çalışmak gerekir. Çünkü o satırlar bazen sadece bir haber değildir; yaklaşan bir gerçeğin habercisidir…

Ve biz o habercileri ne kadar erken ciddiye alırsak, o kadar az geç kalırız…

Dedektif Gazeteci