Ana Sayfa Arama Galeri Video
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya

6 Şubat depreminin üzerinden üç yıl geçti. Ama enkaz hâlâ kaldırılmadı. Çünkü bu enkaz beton değil, zihniyet enkazı.

6 Şubat 2023’te binlerce insanı toprağa veren bu ülke, aslında

6 Şubat 2023’te binlerce insanı toprağa veren bu ülke, aslında o gün yalnızca binalarını değil, yıllardır biriktirdiği ihmali, görmezden gelmeyi, “sonra bakarız” kültürünü de kaybetti. Deprem bir doğa olayıydı; ölümler ise insan eliyle yazılmış bir rapordu. Üç yıl sonra artık şu gerçeği açıkça konuşmak zorundayız: Türkiye’de deprem öldürmez, ihmal öldürür ve ihmalin de adı, soyadı, imzası vardır…

Bugün hâlâ “asrın felaketi” ifadesi kullanılıyor. Oysa felaketin asrı değil, sorumluluğun tarihi konuşulmalı. Aynı fay hatları üzerinde, aynı bilimsel uyarılarla, aynı raporlarla gelen bir yıkımı “öngörülemez” saymak, hukuken de vicdanen de mümkün değildir. Deprem olmadan yıllar önce yazılmış akademik raporlar, belediye meclis kararları, yapı denetim dosyaları, imar affı listeleri hâlâ arşivlerde duruyor. Sorun şu ki, arşivlerde duran bu belgeler mezarlıklarda duran binlerce mezar taşından daha sessiz…

Üç yıl geçti. Kaç kamu görevlisi görevini ihmal ettiği için kesinleşmiş bir cezaya çarptırıldı? Kaç müteahhit, “olası kast” tartışmasıyla değil, gerçekten adalet önünde hesap verdi? Kaç imar affı düzenlemesi, deprem sonrası “bir daha asla” denilerek rafa kaldırıldı? Bu sorulara net, sayısal, şeffaf cevaplar verilemiyorsa, ortada bir afet yönetimi değil, hafıza yönetimi vardır. Unutturmaya dayalı bir sistem…

En acı gerçek şudur: 6 Şubat’tan sonra en hızlı iyileşen şey binalar değil, alışkanlıklarımız oldu. Önce acı vardı, sonra öfke, sonra sessizlik… Bugün deprem bölgelerinde hâlâ konteynerde yaşayan yurttaşlar varken, büyük şehirlerde aynı zemin etütleri görmezden gelinerek yeni projeler pazarlanabiliyor. Bu bir çelişki değil; bu, depremden ders çıkarılmadığının kanıtıdır…

Hukuk devleti, felaketlerden sonra değil, felaketler olmadan önce çalışır. Eğer bir ülkede yapı ruhsatı almak, gerçekten güvenli bina yapmakla eşdeğer değilse; eğer denetim kâğıt üzerinde kalıyorsa; eğer “müteahhit kaçtı” cümlesi hâlâ normal bir haber başlığıysa, burada sorun deprem değil, sistemin ta kendisidir. Ve sistem çöktüğünde, enkazın altından sadece insanlar değil, adalet de çıkar…

6 Şubat bize çok net bir şey öğretti: Türkiye’de deprem sonrası yas tutuluyor ama deprem öncesi sorumluluk alınmıyor. Anmalar yapılıyor ama hesaplaşma yapılmıyor. Ve en tehlikelisi şu: Her yıl dönümünde gözlerimiz doluyor, ama takvim yaprakları değişince aynı hataları yapmaya devam ediyoruz…

Üç yıl sonra artık şu cümleyi kurmak zorundayız: Bu ülkede bir daha deprem olursa –ki olacak– “kim suçlu?” sorusunun cevabı bilinmiyor olmayacak. Çünkü belgeler ortada, bilim ortada, hukuk ortada. Eksik olan tek şey, irade. İrade olmadığında, en sağlam beton bile çöker…

6 Şubat bir tarih değil, bir uyarıdır. Ve bu uyarıyı hâlâ ciddiye almıyorsak, mesele depremin ne zaman olacağı değil, bir sonraki enkazın kimin vicdanında yükseleceğidir…

Haber : Gazeteci Ali ERTURAN