İzmir’in Menemen ilçesinde yaşanan ve kamuoyunu derinden sarsan Gözde Akbaba cinayeti, Türkiye’de uzun süredir tartışılan ancak bir türlü çözüme kavuşmayan temel bir soruyu yeniden gündeme taşıdı: Uzaklaştırma kararı gerçekten koruyor mu? Basına yansıyan bilgilere göre, Gözde Akbaba hakkında daha önce eski sevgilisi için uzaklaştırma kararı alınmıştı. Buna rağmen genç kadın, tüm hukuki tedbirlere karşın hayattan koparıldı. Bu olay, tekil bir cinayet olmanın ötesinde, mevcut koruma mekanizmalarının ne kadar etkili olduğu sorusunu bir kez daha kamuoyunun önüne getirdi…
Türk hukukunda uzaklaştırma ve koruma kararları, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında düzenleniyor. Bu kararların temel amacı, şiddet uygulayanın mağdura yaklaşmasını engellemek, mağdurun can güvenliğini sağlamak ve yeni bir şiddet eyleminin önüne geçmek. Ancak uygulamada yaşananlar, bu hukuki mekanizmanın kâğıt üzerinde güçlü olmasına rağmen sahada ciddi boşluklar barındırdığını gösteriyor…
Gözde Akbaba örneğinde olduğu gibi pek çok vakada sorun, uzaklaştırma kararının alınmamış olması değil; alınan kararın fiilen uygulanamaması olarak karşımıza çıkıyor. Uzaklaştırma kararları çoğu zaman failin etkin şekilde denetlenmediği, ihlallerin önleyici değil yalnızca olaydan sonra cezalandırıcı nitelik taşıdığı bir sistem içerisinde yürütülüyor. Bu durumda karar, aktif bir koruma kalkanı olmaktan çıkıp yalnızca dosyada bulunan bir belgeye dönüşüyor…
Uzmanların ve saha gözlemlerinin dikkat çektiği bir diğer kritik nokta ise uzaklaştırma kararının bazı failler üzerinde caydırıcı değil, aksine tetikleyici bir etki yaratabilmesi. Kontrol duygusunu kaybettiğini düşünen, ayrılığı kabullenemeyen veya takıntılı bireylerde, “artık kaybedecek bir şeyim yok” düşüncesiyle şiddetin dozunun artabildiği ifade ediliyor. Bu durum, uzaklaştırma kararının tek başına yeterli bir koruma aracı olmadığını açık biçimde ortaya koyuyor…
Yaşanan her kadın cinayeti, sistemin bir yerinde ciddi bir aksaklık olduğunu gösteriyor. Bu nedenle uzaklaştırma kararlarının ötesine geçen yeni ve etkili koruma modellerinin hayata geçirilmesi gerektiği her geçen gün daha net görülüyor. Yüksek riskli vakalarda elektronik kelepçe uygulamasının yaygınlaştırılması, failin sadece yasaklanması değil aktif olarak izlenmesi, mağdurlar için güvenli barınma ve hızlı müdahale mekanizmalarının güçlendirilmesi, kolluk, savcılık ve sosyal hizmetler arasında zorunlu ve eş zamanlı koordinasyon sağlanması bu öneriler arasında öne çıkıyor…
Gözde Akbaba’nın ölümü, sadece bir adli vaka değil; “karar alındı, görev tamamlandı” anlayışının ne kadar tehlikeli olduğunu gözler önüne seren acı bir örnek olarak hafızalara kazındı. Kadınların ve çocukların korunması, yalnızca mahkeme kararlarıyla değil, bu kararların etkin biçimde uygulanması ve sahada gerçek karşılık bulmasıyla mümkün olabilir. Aksi hâlde uzaklaştırma kararları, korumaktan çok geç kalınmış bir hatırlatma olmaya devam edecektir…
Haber : Ali ERTURAN / Dedektif Gazeteci



