Muğla’nın Ortaca ilçesinde yıllardır tartışma konusu olan kaçak yapılarla ilgili yıkım süreci 3 Aralık 2025’te başladı ancak sahada ortaya çıkan tablo, hem planlamaya hem de uygulamaya yönelik ciddi eleştirileri beraberinde getirdi. Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki alanlarda bulunan 37 yapı için aylar öncesinden tebligat yapılmasına rağmen, ilk gün yalnızca bir konteynerin yıkılması, geriye kalan yapılarda ise ekiplerin “sahipleri kendi kepçeleriyle kaldıracağını söyledi” gerekçesiyle işlem yapmaması dikkat çekti. Ardından hava muhalefeti nedeniyle yıkıma ara verildiği açıklandı…
Bölge sakinleri ve vatandaşlarla yapılan görüşmeler, sürecin en büyük sorunlarından birinin sosyal planlama eksikliği olduğunu ortaya koydu. Özellikle evi yıkıldığında gidecek bir yeri olmayan aileler için önceden herhangi bir çözüm üretilmemiş olması büyük tepki çekti. Belediyenin daha önce “Evi yıkılacak ve gidecek yeri olmayan vatandaşlar için bir formül düşüneceğiz” şeklinde bilgi verdiği aktarılmıştı; ancak sahadaki tablo bunun gerçekleşmediğini gösterdi…
Yıkımın ilk gününde röportaj yapılan yaşlı çift ise yaşadıkları çaresizliği şu sözlerle anlattı. Yaşlı adam, “Devlet çıkın derse çıkarım ama gidecek bir yerimiz yok. Yan bahçeye çadır kurarız artık” diyerek içinde bulundukları umutsuzluğu dile getirdi. Akşam yemeği için ceplerinde para olmadığını söylemesi ise bölgedeki sosyal tabloyu bir kez daha gözler önüne serdi. Evin hanımı ise 10 yıldır bu evde yaşadıklarını belirterek ne yapacaklarını bilmediklerini, ağlamaklı bir ses tonuyla, “Biz nereye gidelim?” diyerek çaresizliklerini paylaştı. Röportajdaki bu ifadeler, izleyenlerin yüreğini ağza getirecek kadar sarsıcıydı…
Ortaca ve çevresinde yıllardır ticari amaçla kullanılan büyük ölçekli kaçak işletmeler, kaçak villalar, ruhsatsız betonarme yapılar bulunduğu bilinirken, yıkımın ilk gününün yalnızca konteynerlerle başlaması ve en zayıf durumdaki vatandaşlara yönelmiş görünmesi, halk arasında sert tepkilere yol açtı. Bölge sakinleri, “Onlarca büyük kaçak yapı dururken neden önce garibanların yaşadığı küçük konteynerlerden başlandı?” sorusunu yüksek sesle dile getiriyor…
Gazeteci gözlemlerine ve sahadaki vatandaşların tepkilerine göre en çok tartışılan nokta, yıkım sıralamasının neye göre yapıldığı ve kimin neden öncelik olarak belirlendiği oldu. Birçok vatandaş, yıkım ekiplerinin bazı konteyner sahiplerinin kapısına aniden dayanmasını, ancak diğer büyük yapıların yerinde duruyor olmasını “plansızlık” ve “çifte standart izlenimi” olarak nitelendirdi…
Yıkım sürecinin kış ortasında başlatılması da ayrı bir eleştiri konusu. Vatandaşlar, yaz aylarında daha hazırlıklı bir süreç yürütülebileceğini, ancak şu anda insanların evsiz kalma riskiyle baş başa bırakıldığını ifade ediyor. Özellikle sosyal destek mekanizmasının devreye sokulmaması, “mağduriyetlerin büyüdüğü” yönündeki değerlendirmeleri güçlendirdi…
Ortaca Belediyesi’nin yıllardır geciken yıkımlar nedeniyle İçişleri Bakanlığı tarafından soruşturmalara konu olduğu bilinse de, sahadaki tablo yasal zorunluluğun gereğini yerine getirme ile sosyal sorumluluk arasındaki dengenin kurulamadığını gösteriyor. Kamuoyu, yıkım sürecinin adaletli, şeffaf, planlı ve sosyal açıdan duyarlı yürütülmesini bekliyor…
Ortaca’daki yıkımların önümüzdeki günlerde devam etmesi planlanırken, vatandaşların en büyük talebi, yalnızca güçsüz ailelerin değil, bölgede yıllardır varlığını sürdüren tüm kaçak yapıların eşit şekilde ele alınması ve gerçek bir planlama yapılması yönünde…
Haber : Ali ERTURAN / Dedektif Gazeteci



