Türkiye’de en çok tekrarlanan cümlelerden biri şudur: “Medya satıldı.” Bu söz, neredeyse günlük dilin parçası haline gelmiş durumda. Oysa kimse şunu düşünmez: Medya olmasa sizin sesinizi kim duyuracak? Acınızı, sevincinizi, siyasi söyleminizi, toplumsal çağrınızı, kaybolan bir evladınızı ya da bir bölgede yaşanan en küçük olayı bile kamuoyuna kim aktaracak? Medya, bu toplumun belleğidir. Haberleşme kanallarının işlemesini, olayların kayda geçmesini, gerçeklerin gün ışığına çıkmasını sağlayan en önemli güçtür.
Ne var ki, iş desteğe geldiğinde aynı medya hep yalnız bırakılır. İnsanların öncelikleri bambaşka: Eğlenceye, sigaraya, alkole para bulunur ama yaşadığı bölgedeki bir gazetenin, bir televizyonun, bir haber sitesinin ayakta kalması için en küçük katkı verilmez. Doğru habere, anlık bilgiye ihtiyaç duyulduğunda medyadan beklenti çoktur; ancak iş sürdürülebilirlik için destek olmaya geldiğinde herkes geri adım atar.
Sosyal medya, yalan haberlerin, montajların, manipülasyonların merkezine dönüşmüş durumda. Orada doğruluk aramak mümkün değil. Buna rağmen insanlar, gerçek gazeteciliği yaşatacak kurumları görmezden geliyor. Oysa gazeteciler, herhangi bir vatandaş gibi geçimini sağlamak zorunda olan insanlardır. Kira öderler, çocuklarını okuturlar, mutfak giderlerini karşılarlar. Hava ile beslenmezler; kalemleri, objektifleri ve mikrofonlarıyla hayatlarını kazanırlar.
Toplumun bir kesimi, medyadan sürekli yararlanır. Düğününde, cenazesinde, iş yerinin tanıtımında, siyasi mücadelesinde ilk kapısını çaldığı yer yine medya olur. Ama aynı medya mensupları bağımsız kaldığında, bir tarafın borazanı olduğunda, işine gelmeyen bir gerçeği yazdığında hemen suçlama başlar: “Satılmış!” İşte tam bu noktada sormak gerekir: Gerçekten satılmış olan kimdir?
Toplumda güvenin kaybolduğu, sözlerin tutulmadığı, değerlerin menfaatlere feda edildiği bir düzende medya, hâlâ ayakta kalmaya çalışıyor. Gazeteciler, tüm bu keşmekeşin ortasında hâlâ kamu yararı için çaba gösteriyor. İnsanlar, zor zamanlarında ilk olarak gazetecilere koşuyor, “Sesimizi duyurun” diye ricada bulunuyor. Ama gün geliyor, aynı kalemi haksız yere suçluyor. Bu çelişkinin adı ne olabilir ki?
Unutulmamalı: Medya, bu ülkenin gözüdür, kulağıdır, vicdanıdır. Ve şunu net biçimde söylemek gerekir… Asıl satılmış olan medya değil, ondan her şeyi bekleyip en küçük desteği bile esirgeyen zihniyettir…
Ali ERTURAN / Dedektif Gazeteci




YORUMLAR